Bir günü bir gününe denk olan ziyândaysa,
Denk olmamaya niyet ediyorum Yâ Rabbi…
Bilenle bilmeyen bir değilse
Bir olmamaya niyet ediyorum Yâ Rabbi…
Kabul et kolaylaştır niyetlerimizi…
•••
Vesselam…
“Nasıl oluyor, nereden geldi sana bu rahatlık?
Gözlerinde neden hiç endişe duyulmuyor?
İnsan ölüme yürürken vakit namazını sorar mı hiç?
İnsan idamla yargılanmışken, ‘Acaba beni yanlış anladılar mı, bir kendimi düzeltseydim?’ demez mi hiç?
Sen bizim görmediğimiz neyi görüyorsun?
Sen bizim duymadığımız neyi duyuyorsun?
Sen bizim dayanmadığımız neye dayanıyorsun?
Sen bizim bir türlü güvenemediğimiz neye güveniyorsun? Senin kalbine ne fısıldıyorlar? Nedir bu dik duruş, nedir bu iman?
Allah aşkına, nedir bunun iksiri?
Yok mu bidon bidon içelim?
Nerede, ölene kadar okuyalım?
Ne yapmak lazım?
Ayaklarımız ağrıyana kadar bunu yapalım; yeter ki kalbimize bu huzur gelsin, artık bizim de… Güneşin ortasında karanlıkta kalıyoruz; nasıl ulaşacağız bu işlere?”
Hani nerde o yalancı kadınlar
Söyleşen kapı önlerinde - kalın erik kokusu
Bembeyaz örtülerde çürümüş karanlıklar
Sızıp da köşelerden ve yağmur sularından
Dökülen taşlıklara esmer, selçuki
Onlar, o hiçbir şeyden yapılmamış adamlar.
Gecelerden sabaha usulca kanayanlar
Üşümüş, yorgun ve bütün gün adres soranlar
Hangi telefonu açsalar gökyüzü
Hangi telefonu açsalar gökyüzü
Ya da aç bir kuş sürüsü onları boşuna kollar
Çünkü onlar ki yalnız kendilerinde gömülü
Yüzlerinde dağa çıkmışların yüzü var.
Giderler, gelirler ve asıl gök kıvamındalar
Her şey bu sıkıntı vakti için ve pullar
Posta mühürleri, burçlar
- bir gün hiç satın almadığımız kır menekşeleri -
O limonlu votkalar, yerine asılmamış şapkalar
Sanki hiç açmayacak bir erguvanın
Yaşamsız, loş erguvanlığında
Upuzun bir yolculukta, bir tanrı kılığında
İçimizden biridir, yakın olmayan şeyleri ufalar.
Onlar, o hiçbir şeyden yapılmamış adamlar.
Üşümüş, yorgun ve bütün gün adres soranlar.
Sen buzul mavi, sen kaç yılın aynalı dolapları
Kırılan bardakları elbiselerin ve çocukları