“Nasıl oluyor, nereden geldi sana bu rahatlık?
Gözlerinde neden hiç endişe duyulmuyor?
İnsan ölüme yürürken vakit namazını sorar mı hiç?
İnsan idamla yargılanmışken, ‘Acaba beni yanlış anladılar mı, bir kendimi düzeltseydim?’ demez mi hiç?
Sen bizim görmediğimiz neyi görüyorsun?
Sen bizim duymadığımız neyi duyuyorsun?
Sen bizim dayanmadığımız neye dayanıyorsun?
Sen bizim bir türlü güvenemediğimiz neye güveniyorsun? Senin kalbine ne fısıldıyorlar? Nedir bu dik duruş, nedir bu iman?
Allah aşkına, nedir bunun iksiri?
Yok mu bidon bidon içelim?
Nerede, ölene kadar okuyalım?
Ne yapmak lazım?
Ayaklarımız ağrıyana kadar bunu yapalım; yeter ki kalbimize bu huzur gelsin, artık bizim de… Güneşin ortasında karanlıkta kalıyoruz; nasıl ulaşacağız bu işlere?”