“Açlık, tanrısını alkışlıyor
Korku, tanrısını
Ölüm, tanrısını...
İnsan döne döne bir kötülükte kayboluyor.
Kalbimizde boğucu bir kalabalık
Aklımızda umutsuz sözlerin acısı
Baktığımız kadar bir sokak dışarıda
Bir soğuk, bir üzgün, bir yalnız resim
Kapanır durur üstümüze bütün uzaklar.
İçimizdeki boşluğa tutunarak umut etmeye çalışıyoruz:
Bizim rüyalarımız olmadan dünya güzel olamaz
Bizim şarkılarımız olmadan insan sevmeyi bilemez
Bizim merhametimiz olmadan tanrı kimseyi bağışlayamaz
Bizim dudaklarımız gülmeden çocuklarımız çiçek açamaz.
Bir çürümenin ortasında
Utancımıza tutunmuş
İyi şeyler düşünerek
Yaşamaya çalışıyoruz.”
Bu şiiri ilk Mazlum Çimen okudu. Dünyanın en güzel kalbiyle döndü. "Ben sana ne deyim. Boşuna söylemiyorum insanlara, Şükrü, yüreğimin kalemi. Kanımı mürekkep olarak kullanıyor.” Dipnotunu düşüyor kitap. Kendi sesinden dinlemek nasip oldu geçenlerde. Şiiri okumadan önce de esprili bir dille anlattı arkadaşıyla yaşamış olduğu bu anıyı. Mazlum Çimen’e tüm hücrelerinizle katılıyorsunuz şiiri kendi sesinden de dinleyince.
En sevdiğim yazarı sonunda görme mutluluğu ve heyecanı, Van’ın usul usul kendini güze bırakıyor olması sonucu iyiden iyiye hissettiren ikindi sonrası soğuğu bir yana; ortamdaki edebi, entelektüel ve duygusal yoğunluk da eklenince tam anlamıyla ruhsal ve bedensel bir şölendi Üstadın gelişi. Tasavvur edin, imzanızı almış sohbetinizi etmişsiniz. Akşam tatlı tatlı rüzgar eserken bir ağacın altına kurulmuş loş ışık altında yeni çıkardığı kitabından şiirler okuyup hüzünlenen, sık sık gözleri dolan Şükrü Erbaş’ı en önde, başınızı kendi Ömür Hanımınızın omzuna yaslayarak dinliyorsunuz…
Velhasıl, yeni kitabını imzadan bir kaç dakika önce edindim ve üzerinden çok geçmeden okumak istedim. Arada bir ruhu Erbaş kalemiyle beslemek benim en