kahve hanım

"Türkiye'de durum daha kötü. Ben Sultan Halife Abdülhamid'in resmi davetlisi değil miyim? Tıpkı Şah'ın yaptığı gibi o da bana mektup üstüne mektup göndererek ömrümü kafirlerin arasında geçiriyorum diye suçlamamış mıydı beni? Aslında şu cevabı vermekle yetinmeliyim: Şu güzel memleketlerimizi birer zindana çevirmeseydiniz, gidip Avrupalıların yanına sığınma ihtiyacı duymazdık! Ama zayıf düştüm artık, aldatılmaya razı oldum. İstanbul'a geldim ve işte sonucunu görüyorsunuz. Tüm konukseverlik kurallarını çiğneyen bir yarı delinin elinde tutsağım. Son olarak şöyle bir haber ulaştırdım ona: " Ben sizin konuğunuz muyum? O zaman izin verin gideyim. Tutsağınız mıyım? O zaman ayağıma pranga vurup zindana atın beni!" Ama cevap vermeye tenezzül etmedi. Rusya veya İngiltere'yi hiç saymıyorum bile, şayet ABD, Fransa veya Avusturya-Maceristan vatandaşı olsaydım, konsolosum sadrazamın odasına kapıyı bile çalmadan girer ve yarım saat içinde serbest bırakılmamı sağlardı. Size söylüyorum işte, bu yüzyılda yaşayan Müslümanlar, bizler yetimiz."
Sayfa 193·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Eğer bir devrimin hemen ertesi günü çocuklar okullarında devrimcilik oynadıkları için sopa yiyorlarsa p devrimle ilgili yolunda olmayan bir şeyler vardır. Böyle bir devrim hiçbir yaraya merhem olamazdı, olmadı da."
Sayfa 30 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
"Burada anlatılacak hikayenin konusu bir tür düellodur. İki birbirine denk olmayan rakibin karşı karşıya geldiği bir düello. Son derece güçlü, muktedir ve merhametsiz devlet bir tarafta; küçük, isimsiz, kim olduğu bilinmeyen münferit bir şahıs diğer tarafta. Bu düello, insanların çoğunluğunun siyaset meydanı olarak gördüğü alanda vuku bulmaz; çünkü münferit şahıs kesinlikle bir politikacı değildir, hele hele bir komplocu ya da 'devlet düşmanı' hiç değildir. Bütün zamanını savunma halinde geçirmek zorundadır; bütün istediği, iyi ya da kötü, kendi kişiliği, kendi hayatı ve şahsi onuru olarak gördüklerini korumaktan ibarettir. Sınırları içinde yaşadığı ve karşı karşıya olduğu devlet bütün bunlara, biraz kaba saba da olsa, son derece gaddar metotlarla durmaksızın saldırır. Devlet, bu münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve hepsinden önemlisi, bütün bunları yaparken her an en yoğun şekilde bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Ama münferit şahıs bunları yapmayı istemez. Kurbanın bizzat kendisi olduğu bu saldırı için pek hazırlıklı değildir, bir kahraman olarak doğmamıştır. Sadece sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır, üstüne üstlük son derece tehlikeli bir dönemin ürünüdür. Ama kendisinden talep edilenleri istemez ve bu nedenle de düelloyu kabul eder -pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz
iletişim yayınları·Kitabı okudu
"Ama sapkınlardan söz edilirken, tümü birlikte adlandırılıyor. "Doğru, sapkınlığın yayılma biçimlerinden biri bu; yok edilme biçimlerinin de."
Sayfa 284 - Can Yayınları·Kitabı okudu
"... çünkü gündüz uykusu bedenin günahı gibidir: Ne denli çok işlenirse, o denli çok istenir."
Sayfa 228 - Can Yayınları·Kitabı okudu