"Burada anlatılacak hikayenin konusu bir tür düellodur. İki birbirine denk olmayan rakibin karşı karşıya geldiği bir düello. Son derece güçlü, muktedir ve merhametsiz devlet bir tarafta; küçük, isimsiz, kim olduğu bilinmeyen münferit bir şahıs diğer tarafta. Bu düello, insanların çoğunluğunun siyaset meydanı olarak gördüğü alanda vuku bulmaz; çünkü münferit şahıs kesinlikle bir politikacı değildir, hele hele bir komplocu ya da 'devlet düşmanı' hiç değildir. Bütün zamanını savunma halinde geçirmek zorundadır; bütün istediği, iyi ya da kötü, kendi kişiliği, kendi hayatı ve şahsi onuru olarak gördüklerini korumaktan ibarettir. Sınırları içinde yaşadığı ve karşı karşıya olduğu devlet bütün bunlara, biraz kaba saba da olsa, son derece gaddar metotlarla durmaksızın saldırır. Devlet, bu münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve hepsinden önemlisi, bütün bunları yaparken her an en yoğun şekilde bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Ama münferit şahıs bunları yapmayı istemez. Kurbanın bizzat kendisi olduğu bu saldırı için pek hazırlıklı değildir, bir kahraman olarak doğmamıştır. Sadece sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır, üstüne üstlük son derece tehlikeli bir dönemin ürünüdür. Ama kendisinden talep edilenleri istemez ve bu nedenle de düelloyu kabul eder -pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz