Senin güzel yüzünü, güzel gülüşünü hiç unutmayacağım Mehmet. Daha on yedinde gittiğini kabul edemezken, inşallah yanmadan önce ölmüştür diye dua ettiğimi unutmayacağım. En çok seni unutmayacağım Mehmet.
Emekli olmasına rağmen, canını dişine takarak çalışan, bana sürekli yatırım tavsiyeleri veren, beni her gördüğünde, seninle müşteri doluyor dükkan diyen; bana son cümlesi, “dolapta çikolata var, yesene” diyen Hacı abi seni de unutmayacağım. Küçük Ökkeş de dahil beşiniz birlikte gittiniz diye bir nebze rahatladığımı hiç unutmayacağım.
Arkadaşım Ülkü, seni ve iki miniğini unutmayacağım.
Koridorda, elinde çay tepsisi ile neşeli neşeli dolaşan Ali abi seni de unutmayacağım. Artık aloe veranın dallarını kimse koparıp ellerine sürmüyor. O günden sonra ben de sürmüyorum.
Dünyanın en kırılgan sesine sahip küçüğüm Elif seni de unutmayacağım.
Sınıfta esprileri ile neşe kaynağımız Mustafa seni ve, “Artık dayanamıyorum, uyuyacağım” dedirten soğuğu da unutmayacağım.
Liseden arkadaşlarım sizleri de unutmayacağım.
Hala “Başın sağ olsun, nasılsın” diyemediğim, demeye dilimin varamadığı canım Dilek, yavrunu ve aileni unutmayacağım.
Okulun, kariyerin ne denli önemsiz olduğunu hissettiren, kadro kadro diye koşuşturan hocalarım sizleri de unutmayacağım.
Nuray öğretmenim, sizi hiç unutmayacağım.
Çalışma arkadaşlarım, Ömer abi, Murat abi, Ali abi, Elif sizleri de unutmayacağım.
Sedyeye taşıdığım, bacakları kırılmış baygın çocuk seni de unutmayacağım. Ölen çocuk seni de…
Kuzenim Hasan, sen enkazın altındayken hissettiğim çaresizliği ve enkazdan çıkan halamın donuk bakışlarını unutmayacağım.