destina

destina
@mitre_al
Elbette kin, manaya susamış ruhların katilidir.
159 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Kral Oidipus, Rüstem ile Sührab, anneyle yatma, baba-oğul savaşı ve bunlarla birlikte Orhan Pamuk. Önce kitabın konusunu biraz uzun bir şekilde anlatmak isterim daha sonra kendi düşüncelerimi paylaşacağım. Cem adında liseli bi gencin yaşadıklarını konu alıyor. Cem’in babası daha önceden olduğu gibi bir anda ortadan kaybolur ve bu sefer geri dönmeyeceğini annesinin hareketlerinden anlar Cem. Bir kitapçıda çalışmaya başlar fakat maddi durumları kötüye gitmekte olduğu için annesiyle birlikte teyzesinin yanına Adapazarı’na taşınırlar. Eniştesi yazın çalışabilmesi için Cem’e bir iş bulur. Tarlaya bekçilik yapacak olan Cem, kuyu kazan Mahmut Usta ile tanışır ve iyi anlaşırlar. Mahmut Usta, işi bittikten sonra başka bir işe gideceğini Cem’e söyler ve yanında çırak olarak gelmesini ister. Hem ilgisini çektiği için hem de parası iyi olduğu için annesinden hiç kuyuya inmeyeceği konusunda söz veren Mahmut Usta sayesinde izin alır. İstanbul’un dışında yer alan Öngören isimli bi kasabaya giderler ve burada onları bir dokuma fabrikası açma isteği olan işveren Hayri Bey karşılar. Hayri Bey, yanında getirdiği çalışanı Ali’yi Mahmut Usta’nın yanında bırakır. Araziyi iyice inceleyen Mahmut Usta kuyuyu nereye kazacağına karar verir ve hemen işe koyulurlar. Mahmut Usta kazar, Ali ile Cem toprak dolu kovayı çeker boşaltır geri gönderirler. Akşam olunca kendi yaptıkları yemekleri yer, çekmeyen televizyondan bir şeyler izlemeye çalışırlar. Bir gün araziye yakın olan Öngören kasabasına giderler. Cem, yanındakileri ailesi sandığı kırmızı saçlı bir kadın görür ve ilk görüşte aşık olur. Sonraki akşamlar da Kırmızı Saçlı Kadın’ı görmek için kasabaya gelir fakat istediğini uzun bir süre başaramaz. Nihayet onu tekrar gördüğünde meyhaneye kadar takip eder. Kırmızı Saçlı Kadın ile göz göze gelirler
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·328 syf.··
2022 29. kitabı
Romanın çoğunluğu Fransa’nın Touraine eyaletinde, “toz haline gelen binlerce insanın yattığı ve şimdi ruhlarıyla aydınlattıkları” bir vadide geçer. Başlangıçta ağabeyi Charles’ın aksine ailesi özellikle annesi tarafından ilgisiz davranılan ve ihmal edilen Felix’in Pont-le Voy’da yatılı okul günlerinden bahsedilir. Aristokrat bir ailesi olmasına rağmen yeterli miktarda maddi olanak sağlanmayan ve yetersiz beslenen Felix, yaşıtlarına göre cılız bir çocuktur. Daha sonra 15 yaşında Paris’teki bir okula alındığında ailesinin ihmalleri ve Felix’in ıstırabı devam etmektedir. Ailesinin tutumu yüzünden vücutça bir çocuk ancak kafaca bir ihtiyar kadar olgun olan Felix, Paris’ten Tours’a geldiğinde iki kız kardeşi tarafından da hoş karşılanmaz. O günlerde annesinin de hasta olmasını fırsat bilerek Kral Louis XVIII. yanlısı şehirdeki, prens onuruna yapılan baloya gitmeyi başarır. Baloda gördüğü güzeller güzeli bir kadından çok etkilenir ve o ana kadar tatmadığı duygular içerisinde onu omuzlarından öper fakat bir kraliçe gibi azametli olan bu kadın şaşkınlık içerisinde, bir yandan da heyecanından dolayı Felix’i affettiğini belli eden bakışlarla oradan uzaklaşır. O andan sonra kadını aklından çıkaramayan Felix, daha sonra Clochegourde şatosuna kadar kadının izini sürerek kadının Madame de Mortsauf olduğunu keşfeder. Madame de Mortsauf, o gece baloda gördüğü genci hatırlamasına rağmen bir şey söylemez ve Felix zamanla Madame de Mortsauf’un kocası, kral yanlısı ve Napolyon’dan sonra zenginliğini kaybetmiş eski bir asker olan Monsier de Mortsauf’un dostluğunu kazanmayı başarır. Mortsauf çiftinin sağlıkları çoğunlukla pekiyi olmayan çocukları Jacques ve Madeleine de zamanla Felix’i çok sevmişlerdir. Ailenin bir parçası haline gelen Felix, şatoda vakit geçirdikçe ailenin bilinmeyen diğer
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552,9bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2022 28. kitabı
Yoksul edebiyatçı edebiyatı okumuş bulundum. Karakterin açlığından işim şişti ki her okuyan biraz kızmış, biraz üzülmüştür. Hislerinden kafası karışmıştır. Öyle ki karakteri omuzlarından sarsmak istedim ama elimde kalır diye korktum zaman zaman. Ne yiyecek bir şeyi, ne soğukta kalacak bir yeri olan, yazılarıyla para kazanmaya çalışan zavallı bir adam hikayenin baş karakteri. Gereksiz gururu sebebiyle -onun durumunda hiçkimse bu kadar gururlu olamazdı- açlığının sonu gelmiyor. Öyle ki parmağını ısırıp kanını emerek tokluk hissi yakalamaya çalışan bir zavallı kendisi. İstenmediği yerde kalan, beğenilmeyen yazılarını sürekli getiren, sözde gururuyla hak etmediği parayı almayan ama alsa da hemen vermeye uğraşan bir karakterin bitmeyen açlığıyla bir sınav vermiş oldum. Yazarın kendi sözleriyle, karakterin “alçalışlarının sonu gelmiyor.” Bir iç sıkıntısı sarıyor okurken, ama okutuyor da aynı zamanda.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
Puan vermedi·398 syf.··
2022 27. kitabı
Bir aşkın saplantıya, kine ve nefrete dönüşünü ve etraftaki herkesi nasıl yakıp küle çevirdiğini anlatan kasvetli bir roman Uğultulu Tepeler. Kitaptaki karakterler iyilikleri ve kötülükleriyle bir yin yang gibi öyle iç içe ki karakterlerden tam olarak ne nefret edebilmeniz ne de sevebilmeniz mümkün. Kitap 1801 yılında Thrushcroos Çiftliğine kiracı olarak taşınan Mr. Lockwood'un ev sahibi olan Mr. Heathcliff'i 2 gün üst üste ziyaret etmeye gitmesiyle başlıyor. 2. gün gittiğinde hava şartlarından dolayı ev sahibinin evinde kalmak zorunda olan karakterimiz ertesi gün Thrushcross Çiftliğine döndüğünde evindeki kahya kadından ev sahibinin hayatını öğrenmeye başlıyor ve biz okuyucuları da geçmişe götürüyor. Kitap size pek çok duygu yaşattırıyor. Üzüntü, kırgınlık, acı, hayal kırıklığı, öfke -çokça öfke-, ümitsizlik ve az miktarda da sevinç -en azından benim için- . İçinde çok fazla olumsuz duygu barındırması emin olun sizi okumaktan soğutmuyor aksine dili o kadar akıcı ve işlenen konu öyle merak uyandırıcı ki kendinizi hemen son sayfaya ulaşmış bulabiliyorsunuz.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Karbon Kitaplar Yayınları · 202057,8bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2022 25. kitabı
Beyaz Gemi… Kitap o kadar narin akıyor ki elinize almanızla bitirmeniz bir olacaktır eminim. Küçük bedeni ama kocaman hayalleri olan çocuğun hikâyesi. Kitapta öne çıkan iki karakterimiz var diyebilirim:değersiz görüldüğü için adı olmayan küçük çocuk ve Mümin Dede. Küçük çocuğu anne ve babası terk etmiş dedesinin ve üvey ninesinin yanında kalıyor. Yaşadıkları yerde toplam üç aile var kendileri , Bekey teyzesi ve eşi Orozkul , Seydahmet eşi ve küçük kızları. Hayatı bu kadar küçük bir alanda geçiyor ve ona bildiği her şeyi dedesi öğretiyor. Küçük çocuk ve Mümin Dede bu kitapta iyiliğin ve saflığın temsili aslında. O kadar masumlar ki okurken kendimi onlara üzülürken buldum sürekli. Yaşananları içselleştirdikçe kitabı daha da çok sevdim diyebilirim. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim , içimizde kalan saf duyguları hatırlayabilmek için.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,3bin okunma
Reklam