Kral Oidipus, Rüstem ile Sührab, anneyle yatma, baba-oğul savaşı ve bunlarla birlikte Orhan Pamuk. Önce kitabın konusunu biraz uzun bir şekilde anlatmak isterim daha sonra kendi düşüncelerimi paylaşacağım. Cem adında liseli bi gencin yaşadıklarını konu alıyor. Cem’in babası daha önceden olduğu gibi bir anda ortadan kaybolur ve bu sefer geri dönmeyeceğini annesinin hareketlerinden anlar Cem. Bir kitapçıda çalışmaya başlar fakat maddi durumları kötüye gitmekte olduğu için annesiyle birlikte teyzesinin yanına Adapazarı’na taşınırlar. Eniştesi yazın çalışabilmesi için Cem’e bir iş bulur. Tarlaya bekçilik yapacak olan Cem, kuyu kazan Mahmut Usta ile tanışır ve iyi anlaşırlar. Mahmut Usta, işi bittikten sonra başka bir işe gideceğini Cem’e söyler ve yanında çırak olarak gelmesini ister. Hem ilgisini çektiği için hem de parası iyi olduğu için annesinden hiç kuyuya inmeyeceği konusunda söz veren Mahmut Usta sayesinde izin alır. İstanbul’un dışında yer alan Öngören isimli bi kasabaya giderler ve burada onları bir dokuma fabrikası açma isteği olan işveren Hayri Bey karşılar. Hayri Bey, yanında getirdiği çalışanı Ali’yi Mahmut Usta’nın yanında bırakır. Araziyi iyice inceleyen Mahmut Usta kuyuyu nereye kazacağına karar verir ve hemen işe koyulurlar. Mahmut Usta kazar, Ali ile Cem toprak dolu kovayı çeker boşaltır geri gönderirler. Akşam olunca kendi yaptıkları yemekleri yer, çekmeyen televizyondan bir şeyler izlemeye çalışırlar. Bir gün araziye yakın olan Öngören kasabasına giderler. Cem, yanındakileri ailesi sandığı kırmızı saçlı bir kadın görür ve ilk görüşte aşık olur. Sonraki akşamlar da Kırmızı Saçlı Kadın’ı görmek için kasabaya gelir fakat istediğini uzun bir süre başaramaz. Nihayet onu tekrar gördüğünde meyhaneye kadar takip eder. Kırmızı Saçlı Kadın ile göz göze gelirler