"Ziyaret" bilhassa okunmalı. Kendi ölümünü görmek isteyenlere. Ölümün tayflarını hissedebileceğiniz lûgaz dolu bir anlatım. "Ölmeden ölenlere" güzellemesi adeta...
Okuduğum en acı sayfalar. Ne diyeceğimi, nasıl düşüneceğimi, nasıl davranacağımı gerçekten ama gerçekten şu gün oldu hep şaşırdım. Bu ne yaman bir çelişki! Allah'ım her türlü aşırılıktan sana sığınıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki; gönlümde, aklımda tamamiyle İmam Ali'den yana... Allah mü'minlere rahmet ve merhamet eylesin.
Okur kendi, "hatıralarının evine" dair izleri yakalayacaktır. Oldukça manidar, güzel ve etkili bir değinme olmuş; kah bilimsel, kah sohbet, kah doğaçlama açıkçası bir Kemal Sayar klasiği daha. Kendisine teşekkür ediyorum.
Uzun bir bakıştan arta kalandı yaşadıklarım...
Her yazar benim için bir ışık imgesi taşır. Kimisi kasvetlidir, boğucudur, insanı bilinmez derin dehlizlere çeker, mazgalların altında yürürsün, gökyüzü gri bulutlarla kaplıdır. Böyle olunca insan nasıl bir hal alır varın siz düşünün. Kimi yazarlar vardır ki; orada gökyüzü pırıl pırıl, gün zerefşandır, öbek öbek beyaz bulutlar, masmavi alabildiğine yayılmış sonsuz ve sınırsızlık hepimizin, herkesindir. İnsanın içi açılır, yaşamak tutkusu ve sarhoşluğu her tarafı kaplar. İşte Hugo, böyle bir izlenim bırakıyor üçlemenin üçüncüsünde. Her toplumda insanın türlü türlü hallerini görebileceğimiz inanılmaz coşkular vardır. Kah dalgaların sesi, kah gökyüzü ve tabii ki Gilliat'ın azmi, iradesi, indirip kaldırdığı baltanın, martıların çığlıklarına karışan yankısı... İnsana sabrı tavsiye eden o muhteşem mücadele ruhu. Hayata tutunmak için çeşitli nedenler olabilir, ama burada özellikle bu üçüncü üçleme düğümü atmış. Kimi Esmeralda, kimi Coseette, kimi de Deruchette. Her toplumda bunlara rastlarız. Bizde de var bunların değişik isimler altında karşılığı. Ancak bu kadar biçimlendirilmiş, bu kadar kişiye özel şekillendirilmiş herkesin kendi evreninde oluşturabileceği netlikte ve çözünürlükte, bu karakterlerin betimlenmesi, biçimlenmesi elbette Üstat Hugo'ya aittir. Kendisine minnettarım. Saygılarımla.
Ersin Nazif Gürdoğan, bu kitabıyla doğudan batıya, yazıldığı yıllarda şimdilerde alışık olduğumuz belgesel niteliğinde son derece sürükleyici, naif bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Özellikle son bölümdeki İspanya izlenimleri oldukça manidar. Umulur ki bir gün tekrar kurtuba Camii'nde coşku ile cuma namazı idrak edilir...