Melih Nesim

Melih Nesim
@mnesim
Hayatımı, yeni deneyimler edinmeye ve farklı bakış açılarını öğrenmeye adadım. Hayatı dolu dolu yaşamak ve sürekli öğrenmek benim için çok önemli. Tek bildiğim şey bilmediğimdir
Mersin
20 Ağustos 2005
2 okur puanı
Haziran 2025 tarihinde katıldı
O, gerçekten bir insandı kimliksiz bir Homo sapiens değil
Her şey mekanik ve kusursuzdu. Sonunda serbest birakıldı, kapılar açıldı. Galiba dünyada olabilecek en sağlam kimlik saptamasını, bir çocuğun sevgisiyle anlamışlardı. Zeynep'in, "Baba!" deyişi, Leyla'nın o sessiz, güçlü duruşu, hiçbir pasaportun kanıtlayamayacağı bir gerçeği ortaya koymuştu: O, gerçekten bir insandı kimliksiz bir Homo sapiens değil, bir aileye, bir sevgiye, bir anlama ait bir insan.
Sayfa 180·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Kim ilmi, ulemadan addedilmek, cahillerle tartışmak ve insanların teveccühünü kazanmak için talep ederse, Allah onu cehenneme koyar."10 İlim bir insana bunların tamamını sağlayabilir. Ancak bunları talep etmek ilim talep etmek değildir. İlim maksattır. Hedefi ha kikati anlamak, hakikate göre yaşamak ve rıza-i ilahiye ulaşmak tır. Bu maksat için çabalarken gelen ek sonuçlar maksud değildir.
Sayfa 152·Kitabı okudu
Yahya Kemal Celile'nin vapurla gidişi çayhanede;
Artik demir alma günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu! Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler Birgok gidenin her biri memnun ki yerinden Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden."
Sayfa 221·Kitabı okudu
Damağımda bıraktığı duyguların izleri ve dilimde markalarının adları kaldı yalnızca, bugün acı bir gülümsemeyle telaffuz etmekten hoşlandığım. Gerçek yaşamım zamanın çok gerisinde bir yerde kaldı, o kadar geride ki, sanki hiçbir anı yaşanmış değil. Bugün iyi yü-rekli Pakize'nin Abbasağa'nin kirli bir sokağında bulu-nan, nohut oda bakla sofa evinde yaşayan ben değilim. Bu, her gün uyanıp eflatun rengi duvarlara bakarak yaşa-mim nasıl bu hale geldi diye soran başka bir Osman. Ara-da bir Ziya Abi'nin düzenlediği açıkartırmalarin birinden aldığım fosilli Baltık kehribarı kol düğmelerim aklıma geliyor. Artirma kataloğunda Ekim Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a gelen, Beyaz Ordu üyesi bir Rus subaya ait ol-duğu tahmin edilen bu kol düğmelerinin saplarında Kiril harfleriyle O. Koznişev adının kazılı olduğu yazıyordu. Okuduğumda çok etkilenmiştim.İlk adı ne olabilir bu subayın diye düşünmüştüm. Oleg mi, Olya mi, Olenin mi? Öteki eşyalarına ne olmuştu? Madalyalarına örneğin va da kılicına, tabancasına, usturasına, yüzüğüne. Genç miydi, evli miydi, âşık miydı O. Koznişev? Kol düğmele-rinin katalogdaki resmine bakarken, nedense genç ve ya-kışıklı olduğundan kuşku duymadığım bu subay kişileş-miş, Tolstoy'un romanlarından çıkıp gözlerime girmişti. Çok para verip aldım o kol düğmelerini. Tanımadığım, belki de özgeçmişi tümüyle uydurulmuş bir O. Kozni-şev'in anısına. Böyle şeylere çok para verirdim eskiden, varlıkliyken. Açıkartrmalara bayılırdım. Bir şeyi beğen-diğim anda benliğimi saran bedeli ne olursa olsun benim olmalı duygusu kumar tutkusuna benziyordu, çok coştu-rucuydu. En çok o kol düğmelerini yitirdiğime üzülüyo-rum,kol düğmesi de kullanmazdım üstelik ama avucu-ma alip öyle çok bakıyordum ki bu iki parça minik şeye, O. Koznişev sanki arkadaşımmış gibi geliyordu. Hatta bir ara
Sayfa 491·Kitabı okudu