Damağımda bıraktığı duyguların izleri ve dilimde markalarının adları kaldı yalnızca, bugün acı bir gülümsemeyle telaffuz etmekten hoşlandığım. Gerçek yaşamım zamanın çok gerisinde bir yerde kaldı, o kadar geride ki, sanki hiçbir anı yaşanmış değil. Bugün iyi yü-rekli Pakize'nin Abbasağa'nin kirli bir sokağında bulu-nan, nohut oda bakla sofa evinde yaşayan ben değilim. Bu, her gün uyanıp eflatun rengi duvarlara bakarak yaşa-mim nasıl bu hale geldi diye soran başka bir Osman. Ara-da bir Ziya Abi'nin düzenlediği açıkartırmalarin birinden aldığım fosilli Baltık kehribarı kol düğmelerim aklıma geliyor. Artirma kataloğunda Ekim Devrimi'nden kaçıp
İstanbul'a gelen, Beyaz Ordu üyesi bir Rus subaya ait ol-duğu tahmin edilen bu kol düğmelerinin saplarında Kiril harfleriyle O. Koznişev adının kazılı olduğu yazıyordu. Okuduğumda çok etkilenmiştim.İlk adı ne olabilir bu subayın diye düşünmüştüm. Oleg mi, Olya mi, Olenin mi? Öteki eşyalarına ne olmuştu? Madalyalarına örneğin va da kılicına, tabancasına, usturasına, yüzüğüne. Genç miydi, evli miydi, âşık miydı O. Koznişev? Kol düğmele-rinin katalogdaki resmine bakarken, nedense genç ve ya-kışıklı olduğundan kuşku duymadığım bu subay kişileş-miş, Tolstoy'un romanlarından çıkıp gözlerime girmişti. Çok para verip aldım o kol düğmelerini. Tanımadığım, belki de özgeçmişi tümüyle uydurulmuş bir O. Kozni-şev'in anısına. Böyle şeylere çok para verirdim eskiden, varlıkliyken. Açıkartrmalara bayılırdım. Bir şeyi beğen-diğim anda benliğimi saran bedeli ne olursa olsun benim olmalı duygusu kumar tutkusuna benziyordu, çok coştu-rucuydu. En çok o kol düğmelerini yitirdiğime üzülüyo-rum,kol düğmesi de kullanmazdım üstelik ama avucu-ma alip öyle çok bakıyordum ki bu iki parça minik şeye, O. Koznişev sanki arkadaşımmış gibi geliyordu. Hatta bir ara