La familia es todo
8/10
·141 syf.··
2026 31. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 16:00
Evvvet Yaprak Dökümü ve ülkece dizisinden tanıdığımız Tekin ailesi. Açıkçası kitap listemde değildi. Hakim olduğum olayları okumak sıkıcı olur demiştim ama aşırı sevdim. Biraz kitaptan bahsedip sonrasında kitap ve dizi farklarına değinmek istiyorum. İncelemeye başlamadan evvel genel olarak eski kitaplar için de şunu söylemek isterim: bence bu tür kitapları içeriği rahatsız edici diye eleştirmemeliyiz. Çoğu yazar zaten dönemi eleştiriyor. Yanlış Batılılaşma, görücü usulü evliliğin yanlışlığı, aile yapısı, hurafeler... Yazarlar bunları romantize etmiyor, yapmayın, yoksa sonunuz böyle olur diyor. Ali Rıza Beyimiz, Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde iyi bir memur. Fakat iş yerinde tanık olduğu bir ahlaksızlığın çözülmemesi sonucu şunları söyleyerek: "Fakat, bu vakadan sonra nasıl burada kalabilirim? Biraz evvelki sözlerimi hatırlayınız. 'Oğlum böyle bir iş tutsaydı onu reddederdim, artık yüz yüze gelmezdim' demiştim, değil mi? Siz de başka bir evladımsınız. Demek sizi de reddetmeye mecburum." İşten istifa ediyor. Eve dönünce bakıyor ki bir kutlama bir sevinç ayol diyor noluyor. En büyük çocuğu Şevket aylık 100 lira maaşla bankada işe girmiş. Neyse fazla anlatmayalım. Ali Rıza'nın evdeki otoritesinin yıkılması ve devam eden olaylar silsilesi sonrası devlet kuruyormuşçasına kurduğu ailesinin ağaç yaprakları gibi bir bir dökülmesini izliyoruz. Zaten kitabın özeti başta bir gencin Ali Rıza'ya söylediği sözlerden ibaret: "Babasınız, çocuklarınız var, paranız yok değil mi? Evlatlarınız âhir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler." ​Kitabı sevmemin sebebi ahlak bekçiliği yapan insanları suratına çat diye çarpmak istemem. Ali Rıza... Ahlaklı olsunlar diye eve kapattığı kızlarının yaptıklarını, kınadığı şeylerin hepsinin
Yaprak DökümüReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 199936,1bin okunma
Puan vermedi·358 syf.··
2026 48. kitabı
1890'lı yılları anlatan bir kitap Kırık Zamanlar. Osmanlı'nın son dönemlerine gelen bu zaman diliminde dış güçlerin oyunları çarpıcı bir şekilde anlatmış. Halil bey Osmanlı'nın maliyesinde çalışan önemli biridir. Kızı Zeynep yaşadığı dönemin çok ilerisinde genç bir kızdır.Eğitim,bildiği diller, düşünceleri, umutları ve hayalleri ile model yetişmiş ve cesur birisidir. Edward, ingiliz Büyükelçiliğinde çalışan diplomat. Yolları kesişen ikili güçlü bir çekimine etkisine girer. Aşk,ama önlerinde iki ülke vardır. Ve Clara'nın entrikaları. Zeynep duyguları ile sınansa da onun için daha ehemmiyeti bir konu vardır. Eğitim. Kadınların eğitim. Bu uğurda çalışan kendi imkanları ile Okuma salonu kuran genç kadın dış basımda yankı bulur. Lakin bu yankı ayağın altındaki taşa dönüşür. Zira değişim, eğitim,bilgi silah olarak görünür ve önü kesilmeye çalışırır. Zeynep, ise mücadelesinden vazgeçmez gizli kapılar ardında eğitimlere devam eder.Zaman zaman başı belaya girse de adı kötü anılsa da asla vazgeçmez. Aşkı bile bu davasından onu geri tutmaya yetmez. Kırık Zamanlar,bir ülkenin üstündeki gölgeyi,bir ailenin hikayesini ve güçlü bir kadının mücadelesinde anlatan çarpıcı bir kitap. Aşk,ihanet,entrikalar,idealist bir kadının mücadelesini anlatan etkileyici kitabı kesinlikle tavsiye ederim AYDIN GÜRBÜZ Ezgi Özcan
Kırık ZamanlarAydın Gürbüz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20255 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet: İttihat ve Terraki
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Bugün diğer eserlerini de severek okuduğum Tarihçi, Süleyman Tekir Hocamızın eseri ''İttihatçılık - Doğuş'' adı kitabını incelemek için buradayım. Bir solukta okuduğum daha çok İttihatçılığın doğduğu dönemi anlatan, üyelerinin hayatlarını, inandıkları dava uğruna yaşadıkları zorlukları, çektikleri sürgünleri çok güzel bir şekilde anlatmış. Bende bir Tarihçi olarak Hocamızın eseri vesilesiyle İttihat ve Terraki adına birkaç şey söylemek istiyorum. İttihat ve Terraki Cemiyeti'nin kuruluşu, bir gecede olan bir olay değil; baskıcı bir yönetime karşı duyulan öfkenin, vatanın elden gittiği korkusunun ve gençlerin dünyayı değiştirme arzusunun birleştiği uzun bir süreçtir. Öyle ki cemiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde damgasını vuran, gizli bir cemiyet olarak kurulup zamanla devletin mutlak hakimi haline gelen en güçlü siyasi organizasyondur. Modern Türkiye'nin siyasi genetiğini anlamak için bu yapıyı bilmek çok kritiktir. İttikat ve Terraki, 1889 yılında İstanbul'daki Askeri Tıbbiye Öğrencileri tarafından gizli bir dernek olarak kurulmuştur. Temel amaçları, 2. Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimini sona erdirmek, anayasayı (Kanun-i Esasi) yeniden yürürlüğe koymak ve meşrutiyeti ilan ederek imparatorluğu parçalanmaktan kurtarmaktır. Hareketin düşünce temelini, Batı tarzı modernleşmeyi savunan ''Jön Türkler'' oluşturur. İttihatçıların en belirgin özelliği, vatanın elden gittiğine dair duydukları derin kaygı ve bu durumu düzeltmek için kendilerini ''seçilmiş'' hissetmeleridir. Onlar için bireysel hayatın, ailenin veya paranın bir önemi yoktur. (Kitapta da görüldüğü üzere Yıldız yani Sultan Abdülhamid ittihatçı kimseleri kendi safına çekmek için belirli miktarda para teklif eder, ama hiç kimse o parayı kabul etmez.) Her birinde
1000Kitap
İttihatçılık - DoğuşSüleyman Tekir · Kronik Kitap · 2023629 okunma
Kök saldı, budaqlandı, çiçək açdı, açdırdı..
9/10
·344 syf.··
2026 11. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 21:38
Bir insan, bir qadın nə qədər güclü ola bilər deyə düşünəndə ağlıma saysız ehtimal gəlir. Lakin həm güclü olub, həm də bu qədər çətinliyə rəğmən heç durmadan irəliləyə bilmək, olmaq istədiyin insan olana kimi hər kəsi — ailəni, qohumlarını, tanımadığın insanları qarşına alacaq iradəyə sahib olmaq ağılasığmazdır. Kiçik bir qızın çiyinlərinin qaldıracağı ən ağır yük məktəbli çantası olmalı olduğu halda, Varis 13 yaşında o yorğun, bükülmüş çiyinlərinə dünyanı almışdı. Ayaqqabısız, cılız ayaqları ilə millərlə yol getmişdi — dəyişmək uğrunda, xəyal etdiyi qadın olmaq uğrunda… O, yalnızlığı iliklərinə qədər hiss edir, özü-özünü qucaqlayır; ümid etməyin nə olduğunu bilmədiyi halda ümid edir, çalışır, illərlə çalışır... Həyat hekayəsi belə başlayır: 12 uşaqlı bir ailədə, səhrada dünyaya göz açır. 5 yaşında, bir çox afrikalı qız uşağı kimi, qadın sünnətinə məruz qalır. Bu cümləni yazarkən, düşünərkən belə neçə hissi eyni anda keçirirəm; beş yaşındakı uşağın heç nəyi bilmədən, boş inanclar uğrunda buna məruz qalıb o acını çəkdiyi anı təsəvvür edə bilmirəm. Varis 13 yaşında atası tərəfindən beş dəvə qarşılığında yaşlı bir kişi ilə evlənməyə məcbur edilir. Bəlkə də həmin gün qaçmasaydı, özünü deyil də səhrada qoyub getməyə qıymadığı anasını seçsəydi, mən bu gün bunları yaza bilməyəcəkdim. O, yol bilmədən getməyi seçir. Hara getdiyinin bir mənası yoxdur, əsas odur ki, gedir. Bu yol çox uzun və ağrılı çəkir, lakin bacarır. Doğulduğu ailəyə, ölkəyə rəğmən bacarır. Bəzilərinin doğulduğu andan sahib olduğu hüquqlara Varis əlləriylə qazaraq sahib olur. İllər keçir, o kiçik qız uşağı dünyaca məşhur model, güclü qadın olub neçə-neçə afrikalı uşağa işıq olur... O, bunu etməyə də bilərdi, sakit axan həyatını yaşaya da bilərdi. Lakin o quraq torpaqda açan səhra çiçəyi kimi açaraq möcüzəyə
Edebiyat
Səhra ÇiçəyiWaris Dirie · Qanun Nəşriyyatı · 201411,6bin okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024361 okunma
Sergüzeşt
4/10
·120 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:00
Sâmipaşazâde Sezâi tarafından yazılan Sergüzeşt, Türk edebiyatında romantizmden realizme geçişin en önemli köprü eserlerinden biridir. Romanın yazıldığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik ticareti kağıt üzerinde yasaklanmaya başlanmış olsa da, cariye geleneği ve Kafkaslardan getirilen çocukların zengin konaklarına satılması el altından devam ediyordu. Sâmipaşazâde Sezâi, kendisi de paşa çocuğu olduğu için bu konak hayatını ve esir pazarının dramını yakından gözlemlemiştir. Yazar, dönemin aydınlarının aksine meseleyi sadece siyasi bir sorun olarak değil, derin bir insan hakları ve özgürlük trajedisi olarak ele alır. Roman, Kafkasya'dan kaçırılıp İstanbul'a getirilen ve esir pazarında satılan küçük yaştaki Dilber'in acı dolu hayatını anlatır. Dilber ilk olarak Mustafa Efendi adında acımasız birinin evine satılır. Burada boyundan büyük işlerde çalıştırılır, sürekli psikolojik ve fiziksel şiddet görür. Daha sonra Asaf Paşa'nın zengin konağına satılır. Bu konakta iyi muamele görür, eğitim alır ve adeta evin kızı gibi yetiştirilir. Evin Avrupa'da eğitim görmüş aydınlık fikirli oğlu Celâl Bey, tabloları için Dilber'i model olarak kullanmaya başlar. Bu süreçte iki genç arasında saf bir aşk doğar. Celâl Bey'in bir esirle evlenmek istemesi, modern ve Avrupai görünmesine rağmen içten içe sınıf ayrımcılığını sürdüren ailesi tarafından büyük bir skandal olarak görülür. Aile, Celâl Bey evde yokken Dilber'i gizlice Mısır'daki zengin bir tüccara satar. Mısır'da bir odaya hapsedilen Dilber, çaresizlik içindedir. Onu bu hayattan kurtarmak isteyen harem ağası Cevher, Dilber'i kaçırırken merdivenlerden düşerek ölür. Gecenin karanlığında, yabancı bir ülkede tek başına ve parasız kalan Dilber, tekrar esarete dönmektense özgürlüğü seçer ve kendini Nil Nehri'nin sularına bırakır.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Bilge Kültür Sanat · 201656,4bin okunma