Merhaba arkadaşlar. Hepimize günaydın, hayırlı cumalar ve şimdiden iyi geçecek bir hafta sonu diliyorum. Kapanışı güzel ve nispeten kısa bir öykü seçkisiyle yapıyoruz. Bundan sonra nasipse öykünün üstadı diyebileceğimiz Halil Cibran kitaplarına geçeceğiz. Eski dönem beyaz kapaklı yayınlanan Can Yayınları gerçekten bitme noktasına gelmişti. Hem gözümde hem de genel olarak yayıncılık noktasında ama daha sonrasında güzel bir toparlama sürecine girdiler. Baskı kalitesi olsun çeviri kalitesi olsun yapması gerekeni yaptılar. Yeni basım kitaplar artık göze hitap etmezlerse dünyanın en iyi kitabını da oluştursalar okunmuyor çünkü.
Uzun Yaşam İksiri, Kızıl Han, Cornelius Usta, Deniz Kıyısında Bir Dram, Facino Cane ve Pierre Grassou ise içindeki öyküler. Farklı baskılarda farklı hikayeler görebiliriz ona bir şey diyemeyeceğim. Toplumsal olarak adeta çürümüşlüğün tasvirini pek çok kere yapan yazarın bu seçkisinde de bunu görmek mümkün. Bundan ziyade bir ahlak dersi niteliğinde kaleme alındığını da söyleyebiliriz. Benim çok beğendiğim ve etkileyici bulduğum bir öykü seçkisi oldu. Tavsiye ediyorum ve yazara güzel veda ettiğimizi düşünüyorum.
Burada özellikle oğlunun günahlarını çeken, oğlunun acısına yaptığı her şeye rağmen dayanamayan eşinin de ölümüyle sarsılan, yalnız başına ölümü bekleyen bir adamın hikayesine tanık olduğumuz ‘Deniz Kıyısında Bir Dram’ yazısını tavsiye ediyorum. Her şeyi abartan insanlarımız olduğu gibi en azılı katile bile, onun da yaşama hakkı var diye savunan ve beyin konusunda hiçbir fikri olmayan gereksiz oksijen israfları haricinde pek çoğumuzun hemfikir olduğu nokta ise hırsız, katil ve tecavüzcülerin toplumdan tamamen temizlenmesi olacaktır. Günümüzde hırsızlara dahi daha sıcakkanlı yaklaşılmaya başlandığını da gözlemliyoruz. Burada hırsızlık öyle