Fatma Aliye Hanım "İnsan konuşma becerisiyle diğer hayvanlardan ayrılmıştır. Konuşan hayvan diye adlandırılan insan, konuşma yeteneğini güzel kullanarak şerefli ve makbul olduğu gibi o konuşmayı kötü kullanan konuşan hayvanın da diğer hayvanlardan daha hakir ve daha çirkin olması gerekmez mi?"
Refet; gururlu, inatçı, aslında birilerine muhtaç olup bunu gururundan söylemeyen, çok zeki bir kız. Binnaz ise cariye ve cahil olarak yetiştirildiğinden kaderine boyun eğmiş bir kadıncağız. Çocukluğunda yetim kalan Refet ve annesinin, yokluk içinde nasıl yaşadığını okuyoruz kısaca. Yokluğun gerçekten yok olduğunu, bu gerçek hikayede görüyoruz. Birbirine kenetlenmiş anne ile kızın kimlere muhtaç kaldığını, yokluğun hayatlarında ne gibi değişikliklere yol açtığını okuyoruz. Çok etkilendim diyebileceğim bir kitap değildi. Refet o kadar başını dik tuttu ki 'keşke kaderleri böyle olmasaydı' değil de ' her şerde bir hatır vardır' dedirtti. Refet
Kitabı açtığımda 'Fatma Aliye' hakkındaki bilgileri okudum ve çok hoşuma gitti. Burada biraz özetlemek istiyorum:
1885'ten sonra yaşadığı sağlık sorunları ve kızı İsmet'in Hristiyan olmayı seçerek Avrupa'ya gitmesinin onu çok yıprattığı biliniyordu. Bunlarla birlikte Edebiyatı Cedide akımının öncesinde gelen şöhretinin, Halide Edip'in yazıları karşısında hızla sönmeye yüz tuttuğunu söylemekte ve edebiyat tarihinden çıkarılması gerektiğini vurgulamaktaydı. Ancak tüm bu vefasızlık, Fatma Aliye'nin bu coğrafyanın kadın hak ve özgürlükleri konusunda düşünen, çözümler üreten ilk kadın yazarı ve Osmanlı kadın hareketinin öncü ismi olduğu hakikatini gizleyemez.
On beş günde okumamın sebebi vizelerimdir. Normalde hızlı okuyan bir insanımdır fakat bu kitapta tasvirler ve önemli yerler belirtilmemiş. Tamamen düz yazı olmasından kaynaklı da yavaş okudum.
"Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın."
"Sen bir gelip bir kayboluyordun, tıpkı parlak, hızlı bir kuyrukluyıldız gibi; bense her şeyi unutuyor, ağır ağır sönüyordum..."
Bir insanın tembellik yüzünden hayatını yaşayamama hikayesi...
Ailesinin tek varisi olan İvan, uşağı Zahar ile birlikte yaşamakta ama hiçbir şey yapmamaktadır. Hiçbir şey yapmıyor derken ciddiydim. Adam yattığı yerden bile doğrulmuyor! Fakat Oblomov herkes gibi. Üşengeç... Bakarız, sonra hallederizler falan. Yine de onu bazen boğazlamak istemedim değil :) Oblomov acaba bu tembellikten kurtulacak mı? Önüne hangi kapılar çıkacak? Bu kapıların anahtarları kimler? Biz bunları okuyoruz kitapta.
İnanılmaz akıcıydı. Benim gerçekten kalın bir kitap okudum dediğim ilk dünya klasiği kitabıydı. Dört günde nasıl okuduğumu anlamadım bile. Karakterler olsun, karakterlerin zihin yapısı olsun, Rus kültürünün o zamanlar nasıl olduğu olsun, bu tarz şeyleri yazar çok güzel betimlemiş. Ayrıca yazar 'Oblomovluk' kelimesini üretmiştir. Bence hemen okunup bitirilebilir bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar! :) Oblomovİvan Gonçarov