" Hayat nedir ki? Ölümün bekleme odasında bir mola. "
Sayfa 231 - 2. Kitap·Kitabı okuyor
Oysa hayat, mola vermektir.
Çünkü o kısacık molalar çarelerle, fırsatlarla, ilhamla ve fikirle doludur.
1000Kitap
Reklam
Hele sınav zamanı yaklaşınca, o gerginliği yönetmek ayrı zor.
Okulda çocuklara nefes egzersizleri yaptırmak, mola verme hakkını kullanmak ve duygularını sözcüklerle ifade etmesini öğretmek onların öfkelerini yönetmelerini sağlar.
Vaktiyle ömrünü bir nişane aramakla tüketen bir derviş varmış. Kalbinde bir darlık zihninde bir düğümle yollara düşmüş. Bir gün bir su kenarında mola verdiğinde oradan geçen yaşlı bir oduncuyla karşılaşmış. Oduncu hiçbir şey demeden heybesinden kurumuş bir ekmek parçası çıkarıp dervişe uzatmış. Derviş tam teşekkür edecekken oduncu fısıldamış: senin rızkın bu ekmek değil onun içindeki boşluktur evlat. Derviş bu söze bir anlam verememiş ekmekten bir parça koparmış ama içinden küçük paslı bir anahtar düşmüş Bu nedir diye bakarken oduncu çoktan sislerin arasında kaybolmuş. Derviş elinde Bu anlamsız anahtarla haftalarca yürümüş. Nihayet bir şehre varmış şehrin girişinde bir cami avlusunda oturan başka bir sufi dervişi görür görmez ayağa kalkmış. Geleceğini biliyordum demiş çünkü rüyamda elinde paslı bir anahtar tutan birinin kapısı olmayan bir dergaha hayat vereceğini gördüm. Derviş şaşkınlıkla ama benim anahtarım var kapım yok demiş. Sufi gülümsemiş tevafuk işte budur derviş efendi sen anahtarı bulduğun an kapı çoktan inşa edilmeye başlanmıştı. Sen yola çıktığın an menzil sana doğru yürümeye başlamıştı. O akşam derviş elindeki O paslı anahtarın aslında bir sandığı değil kendi Gönül kapısını açtığını fark etmiş. Oduncunun O gün o saatte orada olması ekmeği ona vermesi ve sufinin rüyası... Hepsi tek bir elin yazdığı gizli bir şiirin mısralarıymış. Derviş anlamış ki tesadüf dervişin lügatinde yoktur sadece vaktini bekleyen birer tevafuk vardır.
Alıntı
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur; “Kulun vücudu, Allah korkusu ile ürperdiği zaman, yaprakları dökülen ağaç gibi günahlarından sıyrılır.” - HİKÂYE Adamın biri bir kadına tutulur. Günün birinde kadın bir iş için yolculuğa çıkar. Adam da peşine takılır. Kafilenin mola verdiği bir sırada yol arkadaşlarının uykuya dalmalarını fırsat bilerek kadınla baş başa kalmayı başaran âşık ona sırrını açar. Kadın adama; “Bak bakalım herkes uyuyor mu?” der. Bu sözü, karşı tarafın arzusuna karşılık olduğu şeklinde yorumlayarak sevince kapılan âşık derhal yerinden fırlayarak kafilenin etrafında bir tur atar. Herkesin mışıl mışıl uyuduğunu görür. Kadının yanına dönerek “Evet, herkes uyuyor!” der. Bunun üzerine kadın adama “Acaba Allah hakkında ne dersin, o da mı uyuyor?” diye sorar. Adam “Allah uyumaz. O’nu hiçbir zaman ne uyku ne de uyuklama hâli yakalamaz” diye karşılık verir. O zaman kadın der ki; “İnsanlar bizi görmüyorsa da şu anda uykuda olmayan ve hiçbir zaman uyumayan Allah bizi görüyor. Buna göre asıl O’ndan korkmalıyız!” Kadının bu sözleri üzerine adam Allah’tan korkarak tuttuğu kötü yoldan vazgeçer de kadının yanından ayrılır, evine döner. Öldüğü zaman bir tanıdığı onu rüyasında görür; “Allah sana nasıl muamele etti?” diye sorar. Adam; “Allah’tan korkarak o günahı işlemediğim için O beni affetti.” diye cevap verir.
Sayfa 14 - Çelik Yayınevi
Din (İslam) , Tasavvuf-Mezhepler-Tarikatlar
Birdenbire anladım ki tam o an, gündelik yaşam içindeki o küçük kesinti iyiliğin en yüksek seviyesiydi, Mutluluk oydu.
Reklam
Reklam