Kitabın etkisi altında kaldığımı hissediyorum. Kendi kafamda karakterleri yargılayıp, kızarken buldum kendimi. Her zaman sevginin her şeyi iyileştirebileceğini savunan biriyim. Ömer'i Macide'yi ilk gördüğünde aşık olması, onun için çabalaması, kendisinde eksiklerin olduğunu bilmesiyle ve sevdiği kadına layık olması için kendini değiştirmeye çalışan ancak bu çabasında boğulan biri olarak tanıdım. Macide ise her daim sadık, sevgisinden aşkından emin ama sevdiği adamın ona yaşattığı durumlardan dolayı uzak kalması gerektiğini düşünen, çaresizlikten kendini hayatın akışına bırakan biri. Bedri, içinde en ufak kötülük barındırmayan, Macide'yi seven ve daima koruyan, kötülük gelmesinden korkan biri. Ömer'in çabasızlığına kırgınım daha doğrusu. Değişecek ve yeni hayat kuracağını söyleyip bu hayata Macide'yi almasını beklerdim. Üzücü bi sonla bittiğini düşünüyorum ama aynı zamanda Bedri'nin sevilmeye layık olduğunu görüyorum. Aşk, Macide ve Ömer arasında güzeldi. Severken, bir şeylere kendini mecbur bırakıp kendini esirgemeyi kendi içimde kabullenemedim. Aşk cesaret istiyor. İmkansızlıkta imkan oldurmayı da. Ömer içindeki şeytana başkaldıramacağı müddetçe her daim kaybetmeye mahkum olacak bir karakter olarak hafızamda yaşayacak. Macide ise içindeki bu aşkla ordan oraya sürüklenen bir kadın olarak. İçimde oluşan kocaman bir üzüntü ile kitabın kapağını kapadım. Güzel, okunmaya layık bir roman. Hafızalardan çabuk unutulabilecek sıradan bir olay örgüsü yok. Okunmaya değer.