Bu bir kitap incelemesi mi yoksa bende bıraktığı izlerin yansıması mı olacak bilmiyorum.
Öncelikle bu kitaba biriyle birlikte okumak adına başlamıştım. Sanırım yarı yolda bırakmak günümüz dünyasının modası.. Olsun, “Çağdaş toplumlarda incinmek ve diğerlerini incitmek eskiden olduğundan daha kolay.” (S: 31) diyor yazar, en azından çağdaşmışız(!).
Kitabın çoğu paragrafının başladığı o cümle: “İnsanlar vardır”
Kimini etkilemeyecek olmasına karşın bu iki kelime dahi bende farkındalık oluşmasına yetti.
Uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitap. Belki de yazar Freud, Fromm ve Adler etkisinde olduğundan, önemli psikolojik çıkarımların bize eksik gelen tüm yönlerini kendi bakış açısıyla yeniden sentezlediğinden..
Hayata bakış açımın değiştiğini hissediyorum, davranışlarımın bu kitaptan sonra başkalaşım geçirdiğini görüyorum. Olaylara sadece mantıkla değil duygularımla da yaklaşabileceğimi ve iki yaklaşımın bir bütün olarak sonuç odaklı değil süreç odaklı kararlar vermemi sağlayacağı bilincine eriştim.
İnsanlar vardır; duygusal darbeler aldıkları için her şeye mantık çerçevesinden bakarlar. Bu sınıftaydım. Kitaptan sonra sürece duygusal açıdan yaklaşmaktan toplumun bize bunu dayatması sebebiyle kaçtığımı fark ettim. Özellikle “kendini yaşamak” mantığını bana kazandırması hiçbir yerde bulamayacağım altın bir anahtar gibiydi.
Geleneksel ve modern aile yapısının toplum üzerindeki etkisi ve bireyi yönlendirişi, ana-babanın dünyaya gözlerimizi açışımızdan itibaren değil kendi gözlerini açışlarından itibaren aslında hayatımızı yönlendiriyor olmaları.. Çevremizi algılarken yalnızca seçtiklerimizi görüşümüz (S:14) ve daha sonra seçtiklerimizin aslında direkt olarak bizim seçtiklerimiz olmadığının farkındalığına kavuşulması (aile, toplum, arkadaş çevresi, töreler, doğa