Efkristiya ve ism-i azam olarak ekmek yan yana durdular bir an zihnimde. Biliyorum ki insanın yeyip içtiği nesnelerde Tanrı'nın hâzır olduğuna dair inanışı İsa peygamberden, dolayısıyla şükran ayininden daha eski. Antik Mısır kalıntılarında buna işaret eden tasvirler mevcut. Mısır'da, Kıptîler'in diğer Ortodokslar ve Katolikler gibi şükran ayinini ekmek ve şarapla tertip ettiklerini gördüm. Gerçi onlar, müslüman komşularından etkilendiklerinden olsa gerek, %5-6 alkol içeren şaraplarını ayin sırasında suyla daha da inceltiyorlar.
İmam Câfer-i Sâdık, ism-i azam diye bir şey olmadığını söylemiş. Belki de haklıdır. Esmaü'l-hüsnâ tabiri de aslında 'en güzel adlar'dır ve zaten en güzel adlar Tanrı'nındır. Kimden dinlediğimi hatırlamıyorum fakat rivayet odur ki tekkenin birinde meczubun teki, "ism-i azam ekmektir, baksana herkesin dilinde ekmek!" diyerek bir bomba bırakmış ortaya. Genellikle bombayı bizzat kendisi ortaya bırakmaktan çekinen yazar, bir meczup dervişe, müvellehe başvurur ki başını koruyabilsin, Molla Kasım'lardan sakınabilsin. Kimse kim, neyse ne, ben de inanıyorum ki ism-i azam ekmek olabilir. Şu dünya dönmeye ve Adem ve Havva türkü söylemeye başlayalı, en çok anılan ad ekmeğin adıdır her dilde ve bilgenin birinin dediği gibi, kişi hangi lisanı konuşursa koşsun, farkında olsun ya da olmasın, zikir halindedir. Tohumun serüveni yalnızca buğdayın, yani doymanın değil üzümün ve esrimenin de serüvenidir elbette. Böylelikle belki de şu söylenebilir: Buğday sarhoşu bilmeden ism-i azamı tekrarlar durur, üzüm sarhoşunun buğday sarhoşunu ekmek aşkından ötürü tan etmesi lüzumsuzdur.