Bir Yunus romanından başka birçok konuyu gündeme taşıyan kitabın ana konusu ilâhi aşk değil... Sözde "ilâhi aşk" tuzağına düşürülmüş, Moğol mezaliminden kendini Anadolu'ya atan garip ve yolda kalmışların romanı desek daha yerinde olur. Molla Kasım, Yunus, Tabduk Emre, Fahrettin Razi, Sultan Mesud, Mevlânâ, Satı Nine, ve Samuel... Adını sayamadığım daha birçok karakterin hikayesine tanıklık ediyorsunuz! Çekik göz diye isimlendirdiği Moğol tarihini, Hristiyanlıktaki ruhbanlıkla arasında pek bir farkı bulanmayan "tasavvuf öğretisinin"harmanlaştırılmış halini okudum. Moğol katliamında yakılan kütüphaneler ahırlara çevrilmiş! İşin aslını merak ettiğim gibi "inanç" ve "teslimiyet" kavramlarını tekrardan sorguladım. Yazarın Risale-i Nur külliyatı tarzındaki yazıları da gözümden kaçmadı. Neyse konuya devam edeyim...
"Mal ve mülk dervişin şeytanıdır." diye diye malı kapıp götüren Şeyhlerin ve Hocaların silüeti belirdi zihnimde... O zamanlar sığınılacak yer olarak bilinen dergah ve tekkelerde fakirin nasibine hizmet, zenginin nesibine hürmet düşmüş!.. Yüzyıllar geçip gitmiş olsa da geleneğinden ödün vermeyen kültürel mirasımızı hatırladım... Sonra Samuel gibi, acı acı gülümsedim ve sorguladım hayatı... Yıllarca asıl benim güzelleştirmeye çalıştığım dinin aslını okudukça, din adına fakir gurebanın üzerinden ihtiras taciriliği yapanlardan, parayı görünce ilmini ve karakterini satanlardan bir kez daha nefret ettim... Not: Bu kitabı grupça okumamış olsaydık asla alıp da okumazdım.