Kitabı büyük bir merakla elime aldım ama ne yazık ki içine bir türlü giremedim. Başta farklı ve karanlık atmosferi ilgimi çekti, hatta “galiba değişik bir şey okuyacağım” diye düşündüm. Fakat ilerledikçe hikâye benim için fazlasıyla dağınık ve yorucu bir hâl aldı.
Samantha’nın yalnızlığı, üniversite ortamındaki yapaylık ve o “Tavşanlar” grubunun tuhaf dinamiği aslında ilginç bir zemin sunuyor. Ama olaylar öyle absürt ve gerçeküstü bir noktaya taşınıyor ki, bir süre sonra neyin gerçek neyin hayal olduğunu takip etmekte zorlandım. Bu bilinçli bir tercih olabilir ama ben okur olarak bağ kurmakta güçlük çektim.
Kitabın dili yer yer zekice ve hiciv dolu. Özellikle edebiyat çevrelerine ve sahte samimiyetlere yaptığı göndermeleri sevdim. Fakat karakterlerin aşırı uçlarda gezmesi ve atmosferin sürekli karanlık, tuhaf bir noktada kalması beni hikâyeden uzaklaştırdı. Beklediğim o psikolojik derinliği tam olarak hissedemedim.
Belki doğru zamanda okumadım, belki de tarz olarak bana hitap etmedi. Farklı, deneysel ve biraz da rahatsız edici metinleri sevenler için etkileyici olabilir. Ama ben kitabı bitirdiğimde “Ne okudum şimdi?” duygusunu atlatamadım. İlginçti ama benim için yorucuydu.