elif

elif
@monobjetpetita
Kendimizi olduğumuz gibi kabul edinceye dek bizi tutsak edecek kahramanlar, süpermenler ve tanrılar yaratmaya devam edeceğiz. Özgür toplumda kahramanlara yer yoktur. Özgür insanın kahramanları olmaz.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yirminci yüzyılda deliliğin ve özgürlüğün standartlaştırılması, yaşamın kendisindeki yoğunluk duygusunu ortadan kaldırmaktadır. Artık, hiçbir şey derinlemesine duyumsanmıyor. Derinliğe vakit yok. Tüm deneyimler, uçarcasına yaşanmalıdır. Deneyimler artık taşınır mallar gibidir; alınır, atılır, canımız çektiğinde kullanılırlar. Yirminci yüzyıl deneyimi, mağazadan bir şey satın almak gibidir.
İnsan olmanın olayı aşk aslında, ama bunu anlamıyorlar. Anlasalar aşk yok olurdu. Tek bildiğim aşkın korkutucu olduğu. İnsanlar da deli gibi korkuyor zaten, televizyondaki yarışma programları bu yüzden var. Kafaları dağılsın, aşktan başka şeyler düşünsünler diye. Aşk korkunç çünkü sizi müthiş bir güçle içine çekiyor, dışarıdan küçücük görünen, ama içeride mantığınızı alıp götüren dev kütleli bir karadelik gibi. Kendinizi kaybediyorsunuz, benim kaybettiğim gibi, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi. Aşk aptalca şeyler yaptırıyor size, aklınıza meydan okuyor durmadan. Huzuru değil acıyı, sonsuzluğu değil faniliği, evinizi değil bu tuhaf gezegeni seçiyorsunuz.
İşin aslı insanlar gerçekten de internette göründükleri kadar mutlu olsalardı, internette o kadar çok zaman harcamazlardı çünkü gerçekten iyi vakit geçiren biri o vaktin yarısını kendi fotoğraflarını çekerek harcamaz. Ellerinde yeterince gübre varsa herkes yaşamıyla ilgili bir efsaneyi besleyebilir, yani çitin diğer tarafındaki çimler daha yeşil görünüyorsa muhtemelen altı bok dolu olduğu içindir.
İşin aslı mı? İşin aslı, banka soyguncusu bir yetişkindi. Bir banka soyguncusunun kimliğini bundan daha iyi açıklayacak başka bir ifade yok çünkü yetişkin olmanın korkunç yanı, kimsenin ama kimsenin bizi umursamadığını, artık her şeyle kendi kendimize başa çıkmak zorunda olduğumuzu anlamaya ve dünyanın nasıl işlediğini çözmeye zorlanmaktır. Çalışıp faturaları öde, diş ipi kullan ve toplantılara zamanında katıl, sırada bekle ve formları doldur, kabloların üstesinden gelip mobilyaların montajını yap, arabanın tekerleklerini değiştir, telefonunu şarja tak, kahve makinesini kapa, çocukları yüzme kursuna yazdırmayı unutma. Sabah gözlerimizi açarız ve hayat üstümüze yeni bir "Sakın unutma!"lar ve "Aklından çıkarma!"lar çığı devirmek için karşımızda hazır bekliyordur. Düşünecek ya da soluk alacak vaktimiz yoktur, uyanır ve çığın içinde debelenmeye başlarız çünkü biliriz ki ertesi gün üstümüze yeni bir tanesi yığılacaktır. Ara sıra iş yerimizde ya da aile toplaşmalarında yahut sokak ortasında durup etrafımıza bakınır ve dehşetle herkesin yaptığından nasıl da emin göründüğünü fark ederiz. Rol yapan sadece bizizdir. Geri kalan herkes bütün o işleri halledebiliyor ve başka işlerin de altından kalkıyordur, üstüne başka başka işlerle uğraşacak enerjileri de kalıyordur. Ayrıca hepsinin çocuğu yüzme biliyordur. Ama biz yetişkin olmaya hazır değildik ki. Birileri bizi durdurmalıydı.