Yusuf Atılgan’ın bu kült eserini bitirdiğimde, yaklaşık 100 sayfada bu kadar derin ve sarsıcı bir etki yaratabilmesine gerçekten hayran kaldım. Bana göre kitabın öne çıkan güçlü ve zayıf yönleri kısaca şunlar:
Benim Gözümden Olumlu Yönleri (Neden Okunmalı?)
Roman, ana karakter Zebercet üzerinden insanın yalnızlığını, yabancılaşmasını ve bastırılmış duygularını o kadar çıplak anlatıyor ki, psikolojik analiz gücüne hayran kalmamak elde değil.
Yazarın kullandığı bilinç akışı tekniği çok başarılı. Kendimi bir anda Zebercet’in parça parça olmuş zihninin, sanrılarının ve geçmiş travmalarının içinde buldum; bu da okuma deneyimini çok benzersiz kılıyor.
Otel sadece bir bina değil, adeta Zebercet’in ruh halinin bir yansıması. Bu klostrofobik ve tekinsiz atmosfer kitaba harika bir edebi estetik katmış.
Beni Zorlayan Olumsuz Yönleri (Hangi Açılardan Mesafeli Yaklaştım?)
Kitap baştan sona yoğun bir çürüme, yalnızlık ve karamsarlık barındırıyor. Okurken üzerime çöken o ağır ve depresif hava beni ruhen oldukça yordu.
Bastırılmış cinselliğin uç noktalarda işlenmesi, rızasız ilişkiler ve ortalıkçı kadının öldürüldüğü o soğuk cinayet sahnesi beni ciddi anlamda huzursuz etti. Hassas okurları fazlasıyla tetikleyebilecek bir üslubu var.
Olay odaklı, sürükleyici kitapları sevenler için oldukça monoton gelecektir. Çünkü kitapta neredeyse hiç dış aksiyon yok; her şey bir adamın oteldeki sıradan rutinleri ve içsel çöküşü etrafında dönüyor.
Yazarın kullandığı bilinç akışı, iç monolog ve zaman sıçramaları tekniği, doğrusal bir olay örgüsü (giriş-gelişme-sonuç) olmadığı için çoğu kez kafam karıştı.
Zebercet’in zihnindeki sanrılar, rüyalar, çocukluk anıları ve şimdiki zaman hiçbir geçiş uyarısı olmadan birbirine karışıyor.
Bu durum, kitabın takibini zorlaştırıyor.
Bence keyif almak
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202537bin okunma
Bu romanla ilgili genel algı, "pembe bir yalanla hayata döndürülen kadın" şeklinde ama açıkçası bende böyle bir duygu uyandırmadı. Aksine, hayatın bütün monotonluğunu ve alışılagelmiş "normal" yaşam algısını reddeden bir kadının, belki de hayatı boyunca hiçbir kural ve kaideye uymadan ilk kez kendi rızasıyla yaptığı bir seçimin türlü hilelerle elinden alınmasından ibaret.
Boynundaki yaftayı kabul etmeyen ve sırf "her şeye sahip olduğu için" mutlu hissetmesi zorunluymuş gibi davranılan Veronika’nın bu yaftayı söküp atması kabul edilmedi. Romandaki o delilik suyundan içirtme algısını düşününce bu sistemin, 1984’teki Büyük Birader’in distopyasından ne farkı var? Uyum sağlamadan ölmeleri bile yasak olan o zihniyetten tek farkı, ucuz bir romantizme bürünmesi sadece.
Veronika için korkutucu olan ölüm değil, felsefesine uygun olmayan sıradan bir yaşamın parçası olmaktı. Peki şimdi bir yalanın doğurduğu aşk ve yaşama bağlanma isteği Veronika’yı özgür mü kıldı? Hayır; sadece Veronika’yı bedenen değil, zihnen öldürdü. Tanrıcılık oynayan bir doktorun ona kendi iradesi dışında hayatının son bulacağı söylemesiyle piyano çalmak, yeni ay, aşık olmak ve geri kalan bütün her şey gözüne daha canlı göründü. Ancak bu illüzyon kaybolduğunda ve uğruna bütün bunlara son vermeyi seçtiği monoton yaşama yeniden başladığında Veronika yine aynı gerçeklikle baş başa kalacak.
İsmi benim için özel olan bir kitap bu nedenle hakkında biraz konuşabilirim diye düşündüm.
Beklediğimden daha karamsardı, okuması da bu nedenle yorucu ve uzun sürdü çoğu zaman. Sürükleyici bir olay örgüsü yok, zaten okuru olaya bağlamaktansa duyguyu vermeye odaklı ki bayıldım ben böyle eserlerin insanıymışım.
Geçmişe takılı kalma düşüncesi başlı başına cezbedici bir konu benim için ve yazarın bunu monoton bir düşünce kitabı ile sınırlandırmayıp eklediği unsurlar cümleleri bir süreden sonra daha da anlamlı getirdi.
Her okurun beğenebileceği bir yazım dili olduğunu düşünmüyorum. Konusu beni içine çekse de özellikle kitabın yarısına geldiğinizde konu fazla siyasi olmaya başlıyor ve sayısal verilerde karışıyor. Beni yine de durduran bir özellik değildi zaten kitap buna ağırlık verdiğini ilk sayfalarda belli ediyordu. Yine de bir günde on sayfadan fazla okutmuyor ne yazık ki.
Başucu kitabım olabilecek kapasitede ve sevdiğim birden çok sayfası olmasına rağmen benim gözümden düşüren tek etken son elli sayfada neredeyse olaydan tamamen kopmamdı. Asıl çarpıcı kısımlara geldiğimde ani bir kopuş yaşayınca son sayfalarda beni gerektiği kadar etkilemedi. Okuyup bitirince sanırım üzülmeliyim diye düşündüm hatta nwmqnqjs ortalarındaki heyecanım devam etseydi günlerce etkisinden çıkamazdım ve keşke öyle olsaydı. Yarım kalmış gibi hissediyorum belki son bölüme tekrar dönerim.
Bu şekilde, konusunu inceleyip eğer ilginizi çekiyorsa ve fazla bilgi ağırlıklı olması sizi rahatsız etmiyorsa denenebilecek bir eser daha bitirmeden birilerine önermeye başlamıştım bile. Ama dediğim gibi ana konu ortalarda gelişme gösteriyor ve o kısımlarda kopmamak lazım eserden. Çok güzel alıntılar var içerisinde, yazarın kalemi kendini her sayfada tekrar gösteriyor diğer kitaplarına da bakmayı
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,706 okunma
꧁༺ 乇爪乇ㄥ Şİ爪Şİ尺 ️ KILIF ༻꧂
"𝐁𝐞𝐧 𝐡𝐞𝐩 𝐚𝐧𝐧𝐞𝐦𝐢𝐧 𝐬𝐞𝐬𝐬𝐢𝐳𝐜𝐞 ö𝐫𝐝üğü 𝐨 𝐠ö𝐫ü𝐧𝐦𝐞𝐳 𝐤𝐚𝐛𝐮ğ𝐮𝐧 𝐢ç𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐲𝐚ş𝐚𝐝ı𝐦. 𝐒𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐠üç𝐥ü 𝐨𝐥𝐦𝐚𝐦 𝐠𝐞𝐫𝐞𝐤𝐭𝐢ğ𝐢 öğ𝐫𝐞𝐭𝐢𝐥𝐦𝐢ş𝐭𝐢 𝐚𝐦𝐚 𝐢ç𝐢𝐦 𝐩𝐚𝐫𝐚𝐦𝐩𝐚𝐫ç𝐚𝐲𝐝ı. 𝐁𝐚𝐛𝐚𝐦ı𝐧 ö𝐥ü𝐦ü𝐧𝐝𝐞𝐧 𝐬𝐨𝐧𝐫𝐚 𝐝𝐚 𝐲𝐚𝐯𝐚ş 𝐲𝐚𝐯𝐚ş 𝐢ç𝐢𝐦𝐝𝐞 𝐞𝐤𝐬𝐢𝐥𝐝𝐢𝐦. 𝐎 𝐲𝐨𝐤𝐥𝐮𝐤 𝐡𝐞𝐩 𝐬𝐮𝐬𝐭𝐮ğ𝐮𝐦 𝐛𝐢𝐫 çığ𝐥ı𝐤 𝐡â𝐥𝐢𝐧𝐞 𝐝ö𝐧üş𝐭ü. 𝐊ö𝐭ü 𝐛𝐢𝐫 𝐛𝐚𝐛𝐞𝐫 𝐚𝐥𝐦𝐚𝐤𝐭𝐚𝐧, 𝐭𝐞𝐫𝐤 𝐞𝐝𝐢𝐥𝐦𝐞𝐤𝐭𝐞𝐧, 𝐛𝐚𝐛𝐚𝐦 𝐝𝐚 𝐨𝐥𝐝𝐮ğ𝐮 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐚𝐜ı ç𝐞𝐤𝐦𝐞𝐤𝐭𝐞𝐧... 𝐲𝐚𝐥𝐧ı𝐳 𝐤𝐚𝐥𝐦𝐚𝐤𝐭𝐚𝐧 𝐤𝐨𝐫𝐤𝐭𝐮𝐦. 𝐕𝐞... 𝐯𝐞 𝐬𝐨𝐧𝐮𝐧𝐝𝐚 𝐛𝐢𝐫 𝐚𝐩𝐭𝐚𝐥 𝐠𝐢𝐛𝐢, 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐨𝐫𝐤𝐚𝐤 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐨𝐧𝐮 𝐭𝐞𝐫𝐤 𝐞𝐭𝐭𝐢𝐦."
Selamlar, bugün sizlere kalemini yeni tanıdığım Emel Şimşir den #kılıf paylaşımı ile geldim.
Yazarın akıcı ve yalın anlatımı ile kitabın içine çekiliyorsunuz.Öznesi "KADIN" olan kitaplar her zaman ilk tercihim olmuştur. Bu kitapta da Masal ile beraber aslında pek çok kadının hayatına misafir olduk.
Masal ın yıllardır üzerinde taşıdığı kılıfın aslında diğerinde de olduğunu sayfalar arasında keşfettik.
Benim ilk dikkatimi çeken ise Songül ün kendi korkularını daha çok küçük yaşlarda Masal üzerinde de başlatması oldu.
Bu etkiden kurtulmak isteyen Masal aslında bunubaşarmak üzereydi, lakin yaşadığı bazı olaylar hayatının kontrolünü tamamen ondan aldı.
Bir kadının travmaları ve yıllar sonra tekrar nefes almaya başlamasına şahit oluyoruz.
Bir kişinin etkisiyle değişen hayatlar içinde İlhan ıngeçmişinin de beni şaşırdığını söylemeliyim.
Mustafa, Ferhunde,Sibel,Tanya hatta İlhan bile bumüdahalenin etkisiyle yıllarca savruldu.
Masal elli yaşından seramik sanatçıdır. Eşi İlhan bir medya sektöründe ünlü hatırı sayılır ilgi çekici bir erkektir. Aralarında sessiz işleyen monoton yaşam Masal'ın artık dur demesiyle değişmeye başlar..
Sizlere Ayvalık Cunda da başlayan,temelinde çocuklukta yerleşen ,güven ve sevgi eksikliğinin yarattığı sessiz travmaların içinde yitip gitti denen bir aşkın yeniden filizlendiği yaraların sarıldığı muhteşem bir kitap
başlarda biraz monoton , sonlara doğru biraz heyecan kazansada zaten bittiği için pek bir fark yaratmıyor , kitabın kendi içinde çok potansiyeli var ama hepsi yarım bırakılmış .yinede 6/10 luk bir kitap
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,5bin okunma
“Söz sessizlikte, ışık karanlıkta, yaşam ölürken; bomboş gökyüzünde uçarken parlar atmaca,”
Kitabımız, Yerdeniz takımadalarında yaşayan ve gerçek adı Duny olan, sonradan Ged adıyla tanınacak genç bir büyücünün hikâyesini anlatır. Olağanüstü yeteneklere sahip olan Ged, gençliğinin verdiği kibir ve hırsla kontrol edemediği bir büyü yapar ve dünyaya karanlık bir gölge salar. Gölge olarak betimlenen bu karanlık gücün de aslında Ged’in kendi içinde yarattığı bir imgelemden ibaret olduğunu anlıyoruz.
Hikâye ilerledikçe Ged’in karşılaştığı en büyük tehlikenin dış dünyadan değil, kendi içinden kaynaklandığını görüyoruz. Bu yönüyle kitap, bir büyücünün macerasından çok bir karakterin olgunlaşma öyküsüdür. Aslında hikaye, yalnızca büyücülük öğrenme sürecini değil, Ged’in kendi hatalarıyla yüzleşmesini ve olgunlaşmasını konu alır.
Yerdeniz Büyücüsü, her ne kadar Harry Potter havası verse de anlatılmak istenen çok farklı. Kitap, fantastik bir hikayeden çok bir insanın kendi hatalarının farkında olması gerektiğine ve insanın kendi ile olan içsel savaşında başkalarının değil sadece kendisinin öz çabasına ihtiyaç duyulduğuna odaklanıyor. Bu bağlamda monoton ve aksiyonu eh işte diyebileceğimiz bir okuma duygusu veriyor. Ama farklı ve ütopik bir orta dünya sunan bu eser, seri olmasının da verdiği coşkuyla Adalar diyarında neler olacağına dair merak bulutlarını üstümüzde gezdiriyor. Keyifli okumalar…