Yalnız şu kadar diyebilirim ki okuru en az olan memleket şu bedbaht ülkemizdir. Anavatandan ayrılalı henüz bir asır geçmemiş olan komşu memleketlerde matbuatın kazandığı önem ve saygınlık dikkate alındığında, bizde eğitimin ne derece geri kaldığı, okumak ve okuduğundan zevk almak meziyetine sahip fertlerin sayısının ne kadar sınırlı miktarda olduğu ortaya çıkar.
Atsızın okuduğum ilk kitabıydı. Üslubu çok yalın olduğu için okuması kolay ve gerçekten sürükleyiciydi fakat mit ve yaşamı birbirine çok kattığı için gerçeklik algımı yitirerek okumak durumunda kaldım hep.
Tüm bunlar dışında kitapta işlenen aşk hiçbir şekilde geçmedi bana. Sebebiyse Atsız'ın bu aşkı gerçekten hissettirerek yazması:) Murad'ın Gökçen'e olan sevgisini her şeyden üstün tutması evli ve dört çocuk babası olmasaydı sırıta sırıta okuyacağım şeyler olurdu. Fakat sadece yüzüm ekşidi. Kuran'da yeniden evlenme hakkım var muhabbetinde hepten çileden çıktım. Karısı ve çocuklarının ölümüne doğru düzgün üzülmeyip Gökçen ᕕ(ಥʖ̯ಥ)ᕗ Gökçenᕕ(ಥʖ̯ಥ)ᕗ diye kendini yollara atmasıysa çok başka bir mevzuydu. Benim karım ve çocuklarım olmamasına rağmen bence ben daha çok üzüldüm. İyi bir asker olmasaydı, savaş sahnelerinde gerçekten kılıcının sesini işitmeseydim Murad nefret edeceğim bir karakter olurdu. Neyse ki Gökçen'i düşünmediği zamanlarda vatanına milletine hayrı dokundu da bir şekilde sevdirdi kendini meçhul şehzademiz.