Pek çok özelliğimiz bizlere doğuştan gelmektedir. Örneğin itibar ya da sınıf farklılıkları 20. yüzyılın başlarında dünya üzerinde var olan sınıf ayrımı, açlığın ve fakirliğin ne raddeye geldiğini gözler önüne sermiş yazar. Jack Landon ana karakterimiz Martin’e de kendinden izler bırakmayı ihmal etmediğini görüyoruz, sonuç olarak o da bir denizciydi. Zaten yazalar kalemleriyle toplumun ruhunu kendi ruhlarıyla yansıtan insanlardır. Martin bir tesadüf sonucu gittiği evde gördüğü Ruth’a âşık olur. İlk karşılaştığı andan itibaren eski Martin olamayacağını anlamıştı zaten karakterimiz. Martin bahaneler bulup da Ruth’u ziyarete giderdi lakin bir sorun vardı. Her ziyaretinde aralarındaki sınıf farklılıklarını daha bir aşikâr görünüyordu Martin’in gözlerine. Martin kendini Ruth’a layık görmüyordu. ona göre o Haritası ve pusulası olmadan yabancı sularda sürüklenen bir gemici gibiydi. Bir aile kurmaya ayıracak zamanı ve kalbi yoktu. Oysa Ruth iyi bir eşi ve çocuklarını büyütebilecek imkânı hak ediyordu. Daha kendi boğazından geçecek lokmadan emin olmadan başkasının karnını nasıl doyuracaktı. Okumaya karar verdi güç, para, itibar Ruth’u yanında tutacak ne varsa hepsine sahip olmalıydı. Ruth Martin’e yardım etti. Martin okudu okudukça zihni açıldı farklı boyutları, insanları görmeye başladı. Sorun şu ki baktığı insanlar aynı ama gördükleri bambaşkaydı. Ruth ve Martin âşık oldular birbirlerine. Gerçek şu ki aşk mevzu bahis olduğunda ikisi de yalnızca birer çocuktu. Ne yaş ne sınıf farkı kabul etmeden herkese karşı onlar âşık oldular, nişanlandılar. Evliliklerinin önünde hiçbir engel yoktu, sınıf farkının dışında. Elimizde olmayan bir engel ne de çok karşımıza çıkıyor. Küçük ayağımıza batan bir diken misali çıkarıp atamıyor onunla doğuyor ve ölüyorsunuz siz değiştiğinizi dikeni