Öyle bir yer ki, şimdi söyleyen susar, susan söze gelir.
Öyle bir yer ki susmak soru, susmak cevap.
Susmak anlam, susmak devran.
Susmak "yokluktan var etmek", susmak ümit.
"Sustum, sustum", işte "şu şiir Divan'ım", der Mevlâna o yerde.
Çünkü susmak şiir. Çünkü şiir susmak. Susmak ki en çok söy-lemek o yerde.
"Hål geldikten sonra lâfı ne diye isteyeceğiz" o yerde,
Suyun gerçekten Hz. Peygamberin ayağı tozuna yetmek için başını taştan taşa vurarak ömrlerdir akıp durmadığını kim iddia edebilir? Bülbülün gerçekte güle âşık olmadığını?