... döndüğümüzde karanlık çökmüştü artık, gece başlamıştı. Şehrin bulunduğu bölge titreşen ışıklarla doluydu ve uğultular inceden inceye devam ediyordu hâlâ. Hemen yakınımızdaki dağlarsa zifiri karanlığa gömülmüştü; dönüp baktı mı kendini dibi görünmeyen, ölü kımıltılarla kayıp çıtırtılardan oluşmuş devasa bir çukurun içindeymiş gibi hissediyordu insan. Dağların nefes alıp verişi duyuluyordu ama bunun hayal mi, gerçek mi olduğu kestirilemiyordu.
Hâlâ yardım var mıydı? Unutulan itirazlar var mıydı? Vardı hiç kuşkusuz. Mantık her ne kadar sarsılmaz ise de, yaşamak isteyen bir insana karşı koymazdı. Hiçbir zaman görmediği yargıç neredeydi? Asla ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi? K. ellerini kaldırdı ve bütün parmaklarını gerdi.
... şimdi üçü birden öyle bir bütün oluşturmuşlardı ki, birisi içlerinden birini kıracak olsa, üçü birden kırılacaklardı. Bu, neredeyse ancak cansızların oluşturabileceği bir bütündü.