..Sınır koymayı öğrenin. İyi insan olmak her şeye katlanmak anlamına gelmez. ~Morgan Freeman
Düşünme Nedir?
İnsan, yalnızca yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda yaşadığını fark eden bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de genel olarak olup bitenleri anlamlandırma, sorgulama ve yorumlama yeteneğidir. İnsan, dünyanın gözünü açtığı andan itibaren duyar, duyar, hisseder. Fakat bütün bunların ötesinde düşünürler. Düşünmek, insanın kendisiyle, ortamıyla ve varlıklarla kurduğu en derin ilişkinin adıdır. Yaşamın içinde çoğu zaman düşünmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark etmeyiz. Oysa bir sabah verilen küçük bir karardan, bir toplumun bireylerine büyük tercihlere kadar her şey düşünme faaliyetinin ürünüdür. İnsanın bazen geçmişini okuyabildiğini, bazen bugününü değerlendirdiğini, bazen de sürdürmesini inşa etmek için düşünür. Bu alanı düşünme, yalnızca zihinsel bir faaliyet değil; insanın varoluşunu anlamlandırma çabasıdır. Düşünün, en genel anlamıyla bireylerin karşılaştığı olaylar, koşullar ve değerlendirmeler, bunlar arasında yazılımların kurulması ve yaşanması sürecidir. Ancak düşünmeden bundan çok daha fazlasını ifade eder. Düşünmek; bilgiyi sorgulamak, karşılaştırma yapmak, analiz etmek, yorumlamak ve bazen de şüpheyi sağlamaktır. İnsanın zihni, karşılaştığı olay olduğu gibi kabul etmez; onu anlamlandırmaya çalışır. İşte düşünmenin özü de burada ortaya çıkar. Felsefe tarihi boyunca düşünme, insanın en temel yetisi olarak ortaya çıkmıştır. Aristoteles, insanın “düşünen varlığı” olarak kayıtlıken aslında insanın aklının varlığının gücünü vurgulamaktadır. Yüzyıllar sonra Seneca'nın “Düşünmek, yaşamaktır.” sözü de aynı hakikatin farklı bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Çünkü düşünmenin olmadığı yerde yalnızca biyolojik bir varoluş vardır; anlamlı bir hayat ise ancak düşünceyle mümkün olur. İnsan düşüncesinin iki temel yolunda
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
📚 + ☁️ = 📸📷 ​1. Fyodor Dostoyevski - Yeraltından Notlar ​"Öyle bir zaman geliyor ki, insan artık sadece nefes almaktan bile yoruluyor." ​2. Yusuf Atılgan - Aylak Adam ​"Dünyanın bütün yolları yalan, bütün insanları iki yüzlü." 3. Lev Tolstoy - İvan İlyiç'in Ölümü ​"Doğru yaşadın mı İvan İlyiç, doğru yaşadın mı?" ​4. Mihail Bulgakov - Köpek Kalbi ​"Zorla bir şeyi elde edebilirsin ama zorla bir şeyi sevdiremezsin." 5. Jack London - Martin Eden ​"Zekânın en acı verici yanı, aptal bir dünyada yaşamak zorunda olmasıdır." ​6. Émile Zola - Nasıl Ölünür ​"Zenginlerin canı tatlıdır, fakirlerin ise hayatı ucuz." ​7. Marlo Morgan - Bir Çift Yürek ​"Sen, sonsuzluğun içinde bir an'sın." 8. Michel Foucault - Hapishanenin Doğuşu ​"İktidar sadece yasaklar koymaz; o aynı zamanda hakikatler de üretir." ​9. Şermin Yaşar - Söyleme Bilmesinler ​"Bazen susmak, en gürültülü çığlıktır." 10. Osamu Dazai - İnsanlığımı Yitirirken
Alıntı
Marlo Morgan, Avustralya’nın uzak kıyılarına yaptığı yolculuk sırasında ‘Bir Çift Yürek’i keşfetti ve bu deneyim hayatında derin izler bıraktı.
1. Dünya Savaşı, Britanya İmparatorluğu için askeri bir zafer olsa da aslında "kazanırken kaybedilen" bir savaşın tarihteki en net örneğidir. 19. yüzyılın o rakipsiz "Güneş Batmayan İmparatorluğu", 1918'de masadan kalktığında artık dünyanın mutlak hakimi değildi. Savaştan önce Londra, dünyanın finans merkeziydi ve Britanya "küresel alacaklı" konumundaydı. Ancak savaşın devasa maliyeti bu tabloyu tersine çevirdi. Britanya, savaşı finanse edebilmek için altın rezervlerini tüketti ve rotayı New York bankalarına (özellikle J.P. Morgan gibi devlere) çevirdi. Savaş bittiğinde Britanya artık dünyanın en büyük borçlusu, ABD ise en büyük alacaklısı haline gelmişti. Bugün ABD'nin kendi borçlarını çevirmek için küresel sermaye gruplarına olan bağımlılığı, o günkü Britanya'nın içine düştüğü kapana çok benziyor. ​Britanya'nın gücü "Pax Britannica" yani denizlerin kontrolüne dayanıyordu. Savaş sırasında Alman denizaltılarının yarattığı tehdit ve sonrasında ABD'nin donanma gücünü artırması, Britanya'nın "tek hakim" vasfını bitirdi. Bir gücün can damarı olan lojistik koridorlardaki kontrolü zayıflarsa, imparatorluk vasfı da hızla erir. İmparatorluk dışarıda savaşırken içeride de kurumsal ve sosyal bir değişim yaşıyordu. Aristokrasinin ve yerleşik siyasetin güvenilirliği sarsılmış, yerine daha belirsiz ve popülist akımlar gelmeye başlamıştı. Britanya'nın o dönemde Yahudi lobisi ve diğer finans çevreleriyle girdiği stratejik pazarlıklar (Balfour gibi), aslında imparatorluğun ne kadar sıkıştığının ve manevra alanının ne kadar daraldığının birer nişanesiydi. Britanya, 1. Dünya Savaşı ile gücünü kaybetti ama asıl darbeyi 1944 Bretton Woods sistemiyle meşaleyi resmen ABD'ye devrederek aldı. Bugünün farkı ise; ABD meşaleyi devretmek istese bile, ortada o meşaleyi güvenle alabilecek ve
1000Kitap
"Bir müzisyen müziğini içinde taşır. Bir çalgıya gereksinmesi yoktur, çünkü onun kendisi müziktir." Marlo Morgan