Batılı toplumların tarihî şuuraltlarında hep Roma ve Sezarizm yatar. Mussolini ve Hitler'in olduğu gibi, Stalin'in, Lenin'in rüyaları da aslında Sezar olmaktı.
Kapitalizmde de durum pek farklı değildir. İşçinin işçi olması, insan olmasından önce gelir. Yönetimler, demokratik görünümlü de olsalar, aslında, belli bir ekonomik gücün idaresindedirler. Ekonomi kralları geride durur, arka plandan idare ederler, genellikle pek orta yere çıkmazlar. Kitleye gelince, onların görevi, önceden tesbit edilmiş, seçenekleri iyiden iyiye belirlenmiş ve sınırlanmış uygulama projelerini onaylamaktan ibarettir. Böylece onları idare etmek kolaylaşır. Çünkü onlar kendi yönetimlerini kendileri seçmiş zannederler ve bununla avunurlar.
Kapitalizm ve komünizm, çağımızın ifrat ve tefriti olarak, insanoğluna insanca bir hayat sürdürmemek için yarıştadırlar.
Kavimci millet anlayışının, panislavizm ve panamerikanizmi, göz boyama sistemleri olarak, insanı aldatmakta, biri eşitliği, öbürü de özgürlüğü ileri sürmektedir.
Oysa, insanların ne eşitliği ne özgürlüğü vardır bu sistemlerde. İnsanlar, birtakım bilimsel metotlarla, global olarak yönetilir ve âdeta kompütür gibi programlanırlar. Ve kendilerine bahşedildiği kadar eşit ve bahşedildiği kadar özgürdürler.
İnsanlar, şu ya bu şekilde, görünür ya da görünmez zincirlerle elleri kolları bağlıdır bu sistemlerde.