Kur'an ve İslâm kıyamete kadar mahfuzdur. Allah buna söz vermiştir. Ancak bu mahfuzluğu yanlış anlamamam ve bu sözü kendi anlamından başka bir yoruma bağlamamam gerekir. Evet, Kur'an ve İslâm mahfuzdur, fakat hiçbir kişinin veya toplumun imanını koruyabilmesi taahhüt edilmiş değildir. Her kişi kendi inancını, her mü'min toplum kendi müslümanlığını korumak, devam ettirmek mükellefiyetindedir. Bunu yapmadığı takdirde umutsuzlukların, inkârın, isyanın uçurumlarına ve karanlığına yuvarlanabilir.
O yüzden bu 'laiklik eşittir özgürlük' söylemi, Türkiye'ye gelince, burada bambaşka bir söyleme dönüşüyor. Cumhuriyet kuşaklarının, özellikle Kemalizm üzerinden kendilerini ifade eden söylemleri, sığlığın dibi. Ne Platonik bir aşk ilan ettikleri Batı'yla ilgili algılamalarında doğru düzgün bir derinlik var, ne de İslâm'la ilgili. Kafalarındaki Batı ile orada yaşayan, var olan Batı'nın hiçbir alakası yok. Şayegân'ın deyişiyle, tam bir "yaralı bilinç” hâli, "kültürel şizofreni” yaşıyorlar. Özgürlük, bilim, akıl der dururlar ama bitti bunlar. Zaten bilimden, akıldan, felsefeden, sanattan anladıkları da yok. Bu kavramları sadece din formatında algılıyorlar. Kimi zaman, laiklik din katına yükseltiliyor. Kimi zaman bilim. Kimi zaman da sanat!
Oysa Batılı düşünürler, bizi bizden daha iyi biliyorlar.