Mrtdrvrn

Mrtdrvrn
@mrtdrvrn
Âlim ile taş taşı Cahil ile bal yeme NKU - Psikoloji
Matematik Öğretmeni
Lisans
Tekirdağ
211 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Bir gün herkes insan olacak :)
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
Yazarın “Gece Yarısı Kütüphanesi” isimli kitabını okuyup çok beğendikten sonra bu kitabını da almaya karar vermiştim ve bu kitap da beni son derece tatmin etti diyebilirim. Kitap, matematik profesörü olan Andrew Martin’in, Riemann hipotezini ispatlamasıyla başlıyor. (Bir matematikçi olarak burada parantez açmak gerekirse; gerçekte tam olarak kabul görmüş ispatına hala ulaşılamamış hipotez neden bu kadar önemli ondan bahsedelim. Alman matematikçi Riemann, matematikte hala gizemini korumayı başaran asal sayıların dağılımı ile ilgili bir hipotez ortaya atmıştır keza asal sayıların dağılımının nasıl olduğu hep merak edilen bir konu olmuştur. Sayılar büyüdükçe asal sayıya denk gelme sıklığı azalmaktadır. Bu durumun bir rastgelelik mi yoksa bir dağılım üzerine mi gerçekleştiği çözülmeyi bekleyen sorulardan. Peki Riemann hipotezi neden bu kadar önemli? Cevap olarak asal sayıların matematik üstü bir öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz. Nükleer fizikte, bilgisayar biliminde, şifrelemede, evrenin modellenmesinde ve daha birçok konuda asal sayılardan yararlanıyoruz.) Andrew Martin bu ispatı yaptıktan sonra ortadan kaybolur ve bir yol kenarında çırılçıplak bir halde bulunur. Aslında bulunan kişi Andrew Martin’in kendisi değil bir kopyasıdır. Başka bir gezegen olan Vonnadorya’da bu hipotezin ispatlanması, kendi gezegenleri için tehlike yaratacağı için profesör Andrew Martin’i yok etmişler ve bu hipoteze dair fikri olan başka kimse varsa onları da yok etmek adına onun bir kopyasını dünyaya göndermişler. Haliyle dünyaya gönderdikleri kopya profesörün sadece fiziksel bir kopyası. Dünyadaki yaşam hakkında hiçbir fikri yok. Mahremiyet, sevgi, aşk, merhamet, üzüntü, acı uzak olduğu kavramlar. Olayların gelişimi ile kopya karakterimiz dünyada yaşayan insanlardan tiksinse de ya da
İnsanlarMatt Haig · Domingo Yayınları · 202314,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·324 syf.··
Beğendi
·
2022 40. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2022 17:40
Kitabı ilk aldığımda, Zülfü Livaneli’nin büyük ihtimalle 2.Abdülhamit dönemini eleştirir nitelikte bir eser ortaya çıkardığını düşünmüştüm. Bu anlamda kitap beni ters köşe yaptı diyebilirim. Bambaşka ve alışkın olmadığımız bir perspektifle kitap, tahtından indirilmiş bir padişahın sürgün hayatında neler hissettiğini, gücü ve iktidarı elinden alınan birinin psikolojisinin nasıl olduğunu çok iyi yansıtmış. Zülfü Livaneli kusursuz kalemiyle sadece empati kurmamızı değil, adeta 2.Abdülhamit gibi hissetmemizi sağlamış. Toplumumuzda var olan klasik bir bakış açısıyla, ya toptan Abdülhamitçi ya da toptan onun karşıtı gibi görünme durumunu değiştirerek ezber bozduğunu belirtebilirim. Kişilerin ve olayların, yaşandığı döneme göre değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermiş bu eserinde. Beyaz dediğimiz şeylerin çok da beyaz olmadığını, siyah dediğimiz şeylerin çok siyah olmadığını anlatmış. Siyasi bir bakış açısıyla birçok kişinin ya toptan iyi ya da toptan kötü olarak gördüğü 2.Abdülhamit’in insan yönünü ve padişah yönünü ayrı ayrı çok güzel işlemiş kitabında. Bu zamana kadar sadece yasaklamalarıyla ve katı yönetimiyle bildiğim 2.Abdülhamit’in Batıya açılan yönünü de görmüş oldum bu kitapta. Ve ayrıca hem islamcı kesimin, hem de batıyı örnek alan kesimin ortak bir düşman olarak kendisine yüklenmesi de çok ilginç geldi bana. Aslında tam da bizi temsil ettiğini düşündüm bu durumun. Batılılara göre bir Doğulu, Doğululara göre bir Batılı olma durumumuz ülkemizin alnına yazılmış bir kader adeta. Kitapta da 2.Abdülhamit’in bu arada kalma durumunu yaşadığını görebiliyoruz. Kısacası dönemin siyasi çalkantısını, kişilerin psikolojisini ve koca bir imparatorluğun göz göre göre gelen batış hikayesini biraz üzülerek biraz da sinirlenerek okudum.
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,5bin okunma
9/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2022 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2022 12:39
Kitaba başladığım andan bitirdiğim ana kadar geçen her sayfada “açlık” hissini iliklerime kadar hissettim. Kitap; çalmadan, çırpmadan, hileye başvurmadan onurlu yaşamaya çalışan, yazdıklarıyla kendini göstermeye çalışan bir genci anlatıyor. Bu gencin adeta damarlarında, zihin dünyasında ve bir türlü doyuramadığı midesinde hissediyorsunuz kitabı okurken. Gazetelere, dergilere yazı yazmaya ve eğer yazıları kabul edilirse karnını doyuracak harçlığı elde etmeye çalışan bir genç bu. Yaşadığı açlık, yaşadığı yoksulluk öylesine çarpıcı ki giyecek başka hiçbir kıyafeti yok, para karşılığı rehinciye bırakabileceği hiçbir değerli eşyası yok, kalacağı hiçbir yeri yok. Hem hiçbir yere ait değil, hem de her yer onun. Eski püskü bir yeşil battaniyesi ve rehinci tarafından kabul edilir de bir kaç kuruş kazanır mıyım diye düşündüğü ceketinin düğmeleri, açlığını gidermek için bulduğu geçici çözümler ve tek sahip oldukları. Bunun yanında kendisine yardım edebilecek kişilerle karşılaştığında, yardım teklifleri geldiğinde dahi kendine dilenci dedirmemek adına ihtiyacı yokmuş gibi davranabilecek kadar gururlu bir genç bu. Aynı zamanda içinde bulunduğu acıklı duruma karşı hem paylaşmaktan geri durmayan hem de ara sıra aklından kötü düşünceler geçse de ruhunu satmayan biri. Tüm sıkıntılarını talihin kötü bir şakası sayan ve yalnızca Allah’ın bu sıkıntısını neden görmediği ile yakınan. Kendi hayatına dair istedikleri ve beklentileri az, karşılaştığı açlık karşısında verdiği tepkiler ise bu durumdaki birinden beklenmeyecek ölçüde naif. Kitap boyunca, “hadi şimdi işler yolunda gitsin de bu açlığı son bulsun” diye diye sayfaları çevireceğinizden eminim. Ama maalesef dünya üzerindeki bu düzen devam ettikçe, dürüst ve ahlaklı bir şekilde hayatına devam etmeye çalışan bir sürü insanın açlık
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
8/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2022 5. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2022 13:49
- Kitap beş ayrı denemeden oluşuyor. Her bir bölümü okurken; yaşanmışlıkların ve birikimlerin ne kadar ağır olduğunu görüyor ve bu kitabın 22 yaşında biri tarafından yazılmış olduğu gerçeğine şaşırıyorsunuz. - 1.Bölüm olan “Alay” adlı denemede yaşlılıktan, 2.Bölüm olan “Evetle Hayır Arasında” adlı denemede ölümden, 3.Bölüm olan “Ruhta Ölüm” adlı denemede yoksulluk ve yalnızlıktan, 4.Bölüm olan “Yaşama Aşkı” adlı denemede yaşama sevincinden ve sevgiden; ve 5. ve son bölüm olan “Tersi ve Yüzü” adlı denemesinde olduğumuz ve olacağımız şey arasındaki ilişkiden bahsediyor yazar. Bu beş denemeyi okurken kitabın isminden de anlaşılabileceği üzere “Hayatın akışında da hep bir Tersi ve Yüzü tarafı vardır.” mesajını rahatlıkla algılayabiliyoruz. Bakış açımızı değiştirdiğimizde, karmaşık sandığımız olaylara daha yüzeysel baktığımızda, bu olayların farklı bir yüzüyle de karşılaşmış oluyoruz. Aslında bunu yapmakla olayları basite indirgemiş olmuyoruz, basit olan olayları daha yalın ve dolayısıyla daha derin anlamda kavramış oluyoruz. Başımıza gelen iyi veya kötü herhangi bir olaya çok fazla önem atfetmemek gerektiğini, her şeyin basit bir nedensellik içerisinde birbiriyle ilintili olduğunu kavrıyoruz. Kitapta yazarın kafasındaki gelgitleri, duygu-durum değişikliklerini rahatça görebiliyoruz. - Sonuç olarak kitabın; yazarın iç durumunu yansıtma konusunda çok başarılı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kısa ve basit cümlelerden oluşan bir kitap olsa da hissettirdikleri çok daha ağır ve karmaşık. Bu kadar kısa bir kitapta bile bunları hissettirebilmek de yazarın bir başarısı olsa gerek. Kitap 1 günde bitirilebilecek kadar kısa olsa da etkisi bundan çok daha fazla olacağı kesin. İyi okumalar…
Edebiyat
Tersi ve YüzüAlbert Camus · Can Yayınları · 20197,1bin okunma
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2022 22:28
- [ ] Peyami Safa’nın muhteşem bir romanı daha. Yazarın en az “Yalnızız” ve “Biz İnsanlar” kitabı kadar muhteşem bir eser olduğu kanaatindeyim. Kahramanların psikolojik tahlilleri, olayların akışı, betimlemeler o kadar iyi ki, kitabı okudum değil de adeta yaşadım diyebiliyorum. - [ ] Peyami Safa, türlü türlü yerlerde savaşa katılan ve en son Çanakkale cephesinde yaralanarak uzun süredir hasret kaldığı İstanbul’a dönen Nihad’ın hikayesini anlatıyor bizlere. Fakat Nihad İstanbul’a döndüğünde işlerin sandığı gibi olmadığını fark ediyor günden güne ve kendi içinde sorgulamaya başlıyor vatan, millet, fedakarlık gibi kavramları çünkü görüyor ki kendini cephede feda etmeye hazır bir asker geri döndüğünde ne iş ne de aş bulabiliyor. Bunun yanında uğrunda savaş verdiği ülkesinin zengin insanları zevk ve sefadan başını kaldırmamış, ülkenin bu haliyle hiç dertlenmemişler bile. Kitabın adının “Mahşer” olması da buradan geliyor zaten. Türlü savaşlara girmiş, ölümden dönmüş bir asker olan Nihad, esas “Mahşer” i cephede savaşmak değil, cepheden dönüşte karşılaştığı insanların ve toplumun durumu olarak görüyor. Nihad bu dönemde iş bulmakta, dürüst bir şekilde çalışmakta zorlanıyor ve güç bela bulduğu iş sayesinde tanıdığı Muazzez’e aşık oluyor ve bir şekilde evleniyor onunla. Fakat imkansızlıklar, zorluklar yakasını bir türlü bırakmıyor. Aşkını ve evliliğini bu sebeple doğru düzgün yaşayamıyor ve kendi içinde psikolojik sıkıntılarla boğuşuyor. Ölüm fikri iyiden iyiye kendini hissettirdiği anda intihara kalkışsa da yaşamak fikri ağır basıyor ve burada kitabın en önemli mesajlarından biri olan gerçek, kitaptaki kahramanlardan biri olan romancı Kerim Bey sayesinde kafasına dank ediyor. O ana kadar faziletin menfaate zıt bir şey olduğunu düşünen ve bu yüzden sürekli gelgitler yaşayan
Edebiyat
MahşerPeyami Safa · Ötüken Yayınları · 20202,838 okunma