kendi sınırsızlığım içinde yalnız kalmaktan korkuyordum ve bir insanın sınırlarına gereksinmem vardı. oysa şimdi kendi sınırsızlığım içinde, yaşamı her zamankinden daha derin algıladığıma göre, bundan sonra hiç korkmamaya kararlıyım. insanın kendi kendinin yükünü taşıması, diğerlerinin yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.
anlaşılır gibi değildi adamın
takvim resimlerinde mayıs tutkusu
bütün bir güldü sanki gidip gelen
neşenin hiç yakışmadığı gözlüklü ellerine
neşenin hiç yakışmadığı diyorum
bir leyleğin hüznü anılırdı ancak
uzarsa aşk suları
- yavaşça akşama karışıyor. seviniyor ve karışıyor,
ince gülümsemesi, gözlükleriyle. çatal bıçak sesleri ve
biraz saçları dökülmüş. ak ve yakın umduğu her yer. bardaklar ve çiçekler. ve balkon... ve balkon...
ağlamak özgürlükse ve kimse yoksa, umuda dönüyordu bu cesur ölüm korkusu
neşenin hiç yakışmadığı ellerinde...
- denizden yitirdiğimiz bunca yerden sonra, büyük
ölümler ve kahramanlık gerilerde kalınca, hiçbir ele
yakışmıyan neşenin,
hiç yakışmadığı ellerinde.