Əsərdəki baş qəhrəmanımız olan Feniçka, 19-cu əsr avropasında, ortalama bir qadından tələb olunanların əksinə, yalnız başına səyahət etməyi, kafelərə və teatrlara tək başına getməyi, intellektual cəmiyyətdə var olmağı və cəmiyyətdəki qadından gözlənilən bütün cinsiyyət ayrımlarını rədd edən güclü, biraz da dəlisov bir obrazdır. O bir gün, Parisdəki səyahəti sırasında təsadüfən, ixtisasca psixoloq olan, mühafizəkar düşüncəli, Max Verner ilə rastlaşır. Max ilk başda Feniçka haqqında, mənfi düşünsə də, daha sonra ikilinin arasındaki dostluq artdıqca, həm Max Verner'in Qadınlara olan baxışı, həm də Feniçkanın insan münasibətlərinə olan görüşü tamamilə dəyişəcəkdir.
Məncə oxumağa dəyər əsərdi, lakin Salome'nin ən yaxşı əsəridir demək olmaz. Bilirsiz ki, Salome Nietzsche, Rilke və Freud kimi adamları barmağında oynatmış biridi, ondan daha yaxşısını gözləyərdim, biraz gözləntimin altında qaldı.
FeniçkaLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,5bin okunma
nesin sen dünyanın en sıkıcı kitabı falan mı? dostoyevskinin de ilk kitabıymış
yani abi bu ne ya…
mary and max sel bi hava beklemiştim ama baya bi boş yapmış
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
Okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. Darmadağınık, kıvrılan cümleler kafamı karıştırdı. Yine de duygusu kalan bir okumaydı. Farklı bir deneyim olsun derseniz öneririm. Şunu ekleyeyim, ince fakat yoğun ve yorucu bir kitap.
Piraye'de olduğu gibi yine eğitimli, aşka mesafeli ve uçarı bir kız; zengin ve bunu göğüslemeye çalışan bir erkek, yazlık ve çalıştığı için buraya gelemeyen baba, erkeğin ailesinin kızı istememesi, sevgilisi olan en yakın arkadaş (tam Türk dizisi) senaryosudur. O eserde de karakter davranışlarında bir şımarık çocuk tutarsızlığı, sinamekilik tadında olaylar cereyan ederken bunda da benzerleri yaşanır. Canan Tan'ın çok derinlikli bir yazar olmadığını düşündüm. Bence Elif Şafak çok çok daha derin bir isim.
Aslı Bursa'da yapılacak akademik bir etkinlik için rektörden davet alır. Hem tez yazmaktadır ve az bir zamanı kalmıştır hem de maziden kalan bir yara olan ve konuşma yapacağı yere Bursa Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi olarak katılacak olan Murat Alkanlı'yı davetliler listesi içinde görmüştür. Yine de ismi görünce daveti kabul eder.
Aslı özgürlüğüne düşkün ve uçarı bir kızdır. Murat onun üniversite aşkıdır. Kızlar ona hayrandır ancak onun ilgisi Aslı'nın üzerindedir. Aslı da ondan hoşlanmaktadır ancak onun aşık olmak konusunda bir yetersizliği vardır.
Aslı'nın babası İTÜ inşaat fakültesi mezunu bir mühendistir. Aydın ve solcu, bababacan bir adamdır. Aslı da İTÜ İşletme Fakültesi'ni kazanır. En yakın arkadaşı Ferda da aynı fakülteyi kazanmıştır ve birlikte okurlar. Ferda'nın dersaneden Bursalı Emre isminde bir erkek arkadaşı vardır. Çocuk sürekli Murat isimli çok yakın bir arkadaşından bahseder. Alkanlı Holding'in veliahtı, hazırlık okumamak için İngiltere'ye dil okuluna gitmiş, sırf dershane okumak için İstanbul'a gelip arkadaşını da yanında götürmüş bir gençtir. Sosyalist temayülle büyütülen Aslı daha hiç tanımadan çocuk hakkında adeta bir sınıf kini duyar. Sonunda Murat'la tanışırlar ve Aslı'nın çocuğu oldukça beğenir. Murat'ın arabası olmasına rağmen okula
Toplanın Jane Eyre 'in incelemesini yapıyorum.
Okuduktan sonra sevdiğim birçok kitabın pabucunu dama atan kitabın yani. Hayruş ✮⋆˙ bunun için en sevdiğim İngiliz klasiği demiştii, muhtemelen benim de bir süre öyle olacak.
Konusuyla başlayalım, Jane Eyre öksüz yetim bir kızdır. Kimsesiz kalınca dayısı ona sahip çıkar, onu öz çocuklarından ayırmaz. Ama dayısı Mr. Reed de ölünce, Jane de kendisini en başından beri istemeyen yengesi Mrs. Reed ve üç kuzeniyle bir başına kalır. Hep dışlanır, erkek kuzeninden şiddet görür, iftiraya uğrar ve bunun sonucunda cezalandırılır. En büyük isteği bu evden bir an önce ayrılmaktır.
Mrs. Reed, on yaşına gelen Jane'i Lowood ismindeki yatılı okula yollar ve tatillerde dahi orada kalmasını ister. Lowood'un imkanları da şahane değildir ama Jane, yengesi ve acımasız kuzenleriyle yaşamaktansa buradaki yoksulluğa ve disipline katlanır. Pek çok zorluğa rağmen burada eğitimli, yetenekli, hanımefendi bir genç kız haline gelir. Altı yıl öğrencilik, iki yıl ise öğretmenlik yaptıktan sonra on sekiz yaşına geldiğinde, en sevdiği öğretmeni de evlenip okuldan ayrıldığında kendisini Lowood'a bağlayan hiçbir şey olmadığına karar verir. Halihazırda çok özgür ruhlu olan Jane buradan ayrılmak, daha uzak yerlere gitmek ve bağımsız bir şekilde hayatını sürdürmek ister. Gazeteye verdiği mürebbiyelik ilanına aldığı cevapla Thornfield Malikanesi'ne doğru yola çıkar. Burada, aslen Fransız olan Adèle Varens ismindeki küçük bir kıza mürebbiyelik yapacaktır. Tabii malikanenin sahibi olan Mr. Rochester ve o hayatına girdikten sonra yaşayacaklarından bihaberdir.
Burada duralım ve yorumlara geçelim.
İngiliz edebiyatı eserimiz Victoria döneminde geçiyor. Bazılarımızın bugünlerde; tarzıyla, giyimiyle, verdiği nostaljik hisle "keşke o zamanlarda yaşasaydık" dediği
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,3bin okunma
Yine bir Jane Austen klasiği.Başlarda kitabın baş kahramanına katlanamayıp bu kitap hakkında kesinlikle olumlu düşünmüyordum açıkçası.Ama okudukça her ne kadar Emma nın sinir bozucu haline sinirlensem de kahramanın zamanla değişimiyle kitabı sevmeye başladım.Kitabi bitirince kitabı beğendiğime ikna oldum.Bircok ters köşe kitabı sevmeme yardimci oldu.
Kitapta en sevdiğim karakter kesinlikle Mr.Knightley ve Mrs.Weston oldu.
Genel anlamıyla okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.