"Sibel Hanım sana aşık olsa tiramisu yapar babacım, çorba değil. Böyle olur bu işler. Kendimden biliyorum. Ben hep öyle yaptım. Aşık olduklarıma tiramisu, acıdıklarıma çorba yaptım. "
"Onca estetik ameliyat olduğu halde yüzünü ancak bu kadar düzeltebilmişler. Bir tek dişleri düzgün yapılmış. Yepyeni takma dişleri var babamın. Ama çok garipsiyorum. Dişleri bana, sağ tarafında sallanan boş pijama kolundan, yüzündeki yara izinden, şekli bozulan gözünden, yarısı olmayan kaşından daha yabancı, daha korkutucu geliyor. Sanki babamın ağzı başkasının artık, sesi de öyle."
"Ben ki kaşar, ben ki kompetan, ben ki arkasında yığdığı yıllar boyunca, yığınla---
İçim titredi, içim kesik kesik konuştu:
Ah Ali, sen gittiğinden beri---
Ali yirmi üç yıldır---
Ali dile kolay, tam yirmi üç yıldır---
Ali seni düşünmeden geçirdiğim bir gün bile olmadı.
Seni en az bir kere hatırlamadığım bir tek gün bile olmadı.
Okuduğumuz şiirlerden en az birini kendime tekrar etmediğim tek-bir-gün bile olmadı."
Perdido Sokağı İstasyonu China Mieville'in spekülatif kurgu ve fantastik-steampunk türünde yer alan Yeni Crobuzon Üçlemesinin ilk kitabı. İnsanlarla makinelerin, teknolojiyle büyünün ve bambaşka fantastik canlı türlerinin iç içe geçtiği; çoğunlukla kaotik, karanlık ve boğucu bir evrenin (yer yer gereksiz derecede) ayrıntılı olarak betimlendiği bir eser. Kitabı okurken orantısız bir edebiyat zekasıyla karşı karşıya olduğumu hissettim. Adamın kafasının içinde başlı başına bir dünya var ve size bunu kelime kelime anlatıyor en ince ayrıntısına kadar. Öyle ki, kitabın başında bir de harita var, şehri anlamayı kolaylaştırması için. Bu kadar ayrıntıyı sindirmek zor olsa da, kitap özellikle ilk 250 sayfadan sonra artan tempoyla birlikte akıcı bir hale geliyor.
Ancak, bu kadar ayrıntıya maruz kalınca, karakterler konusunda daha derinlikli bir anlatım bekledim ama benim için biraz yüzeysel kaldı malesef. Yine de, serinin ikinci kitabı olan Yara'yı da okuyacağım.
Günün birinde film ya da dizisi yapılsa, kesinlikle çok ses getirir, bunu da söyleyeyim.
"... yarım kalanları doğru düzgün tamamlamaya imkan yok, çünkü insanın yarım bıraktıklarının sonu gelmiyor. Zaman, tıpkı deniz gibi, bütün düğümleri çözüyor."