Aklın da kalbin de hakkını vermekten uzak bir çağda yaşı yoruz. Akıllar karışık, kalpler katı, zihinler bulanık, gözler perdeli, hayaller sığ, ufuklar dar, vicdanlar metruk... Bu yüzden ne kendimizi anlayabiliyoruz ne de varlığı. Özümüzü yitirdiğimiz için kendimize de varlığa da yabancılaşıyoruz. Yabancılaştıkça yabanileşiyor ve zorbalaşıyoruz. Yabani ve zorba bir öznenin insafına bırakılmış dünyamız iklim krizinden çevre felaketlerine, açlık ve savaşlardan yapayalnız bırakılan göçmenlere kadar devasa sorunlarla her gün biraz daha soğuk ve gayr-i insa ni bir yer hâline geliyor.
" Derler ki gurbete gidersin, gurbetten küçük bir magnet , küçük bir kalemlik alırsın. Bu aslında döneceğin evin bir ihtiyacıda değildir . Fakat bu şu demektir ; Gittiğim yerde seni unutmadım. Gittiğim yerde de aklımdaydın. Arifin biri ibadetinde aynı böyle olduğunu söylüyor. Allah'ın senin ibadetine ihtiyacı yoktur ama O' nu unutmadığını ve gönlünde olduğunu gün içinde böyle küçük şeylerle göstermen gerekir."
" Camilerimiz, toplumun en kutlu ve en canlı kurumları olduğu zamanlar, dünyanın en üstün toplumu idik. Camiyi hayattan sürmeye başladık başlayalı, âdeta ilahi bir ceza olarak biz de hayattan sürülmeğe başladık."
- Sezai Karakoç-