Aynı zamanda hem çok fazla gücü oldugunu, hem de her şeyi mahvedecek kadar güçlü olduğu halde yoluna koyacak kadar güçlü olmadığını hissediyor.
İkisini de, onu da ötekini de küçültüyor mu yoksa, onlara kendini bencilce tatmin etmek için bir tür korkunç, egzotik acı mı çektiriyor. Duyduğu, kulaklarında sıcak kan şeklinde zonklayan his gerçekten utanç mı yoksa yalnızca mahcubiyet mi: Biçimsiz bir durumun hafif ve önemsiz mahcubiyeti mi yoksa etik bir yanlışın gerçek utancı mı. Nasıl bilecek bunu. Hayat nelere uyum sağlayacak hale getirilebilir, tek bir hayat içinde kırılıp dağılmadan neleri barındırabilir. İkisi onun için bu büyük denemeye kalkışacak her durumda, diye düşünüyor, evet, belki bir yandan da kendilerine göre sebeplerden ötürü, kendi meraklanı, hazları, gururları, arzuları uğruna ve aynı zamanda bir ilke için; başka türlü bir hayat ideali, olasılığı için. Şu ya da bu şekilde başarısızlığa uğramaya mahküm olduğu neredeyse kesin sayılabilecek bir deneyim, diğer yandan bu birkaç saat ve birkaç gün boyunca mucizevi bir şekilde başarılı gitti, ikamesi mümkün olmayan kusursuz bir güzelikti, izah edilemez, yalnızca yaşanılabilirdi.
"Çocuklar, ben anladım bu vicdan azabı denilen şeyi. Hiçkimse kendisininkini hatırlamıyor. Herkes, başkalarının çekmesi gereken vicdan azabını biliyor."