insanın acısını insan alır doğru olsa gerek. Çünkü bu kitabı okuduğum zaman ve mekan, alttaki klasik müziğin ve balkondaki çam manzarasının da desteğiyle acıma merhem gibi geldi.
sözcükler ve meydana getirdiği cümleler akıp gidiyor zihinden kalbe doğru. Üslup; hafif, kolay anlaşılır ve fakat bir o kadar da sarsıcı.
Gitmek ve yalnızlık temaları ağırlıklı olmakla birlikte türlü türlü nice başlıktaki yazılardan oluşmakta.
Gitmek mi zor kalmak mı diyenlere kesinlikle kalmak diyen bir eser.
Geçmişe dönük ya da yaşanmış tüm hassas ve karanlık dönemlerinize bir fener, geçmişin bıraktığı çizgilere yada hızar izlerine bir mikroskop tutar edasıyla şükrü abimizin bu kitabını özellikle çok çok beğendiğimi ifade eder tabi ki tavsiye etmekle beraber şu alıntı ile noktalamak isterim;
''Gitmek, uzaklar ve yolculuklar, doğanın insan tekine olan bu cimriliğine karşı, insanın bulduğu bir varoluş mucizesidir.''
Bilinmeyen bir adaya giderken bilinen yollardan gidilemeyeceğine göre yeni yollar da açmak gerekir sanki. Yani önce yeni bir yol keşfedip sonra sonunun yeni dünyalara açılmasını beklemek gerekir. Ayrıca, yeninin peşinde olan her türlü yeni sürprize de açık olmalı değil mi? Yeni yoldaşlar, yeni maceralar, yeni alışkanlıklar...
Hedefi olan yol ve ya yolculuk hedefsizinden daha iyi midir? Yol hedeften daha mı önemlidir yoksa?
Öykü, anlaşılır ve sade bir dille akıp gidiyor. Sonu muamma. Buldu mu bulamadı mı belli değil. Aslolan yolculuktur temalı bir öykü anladığım kadarıyla. Zaten kahramanımız da çok cesur; sen yola çık hele bi, yol zaten açık kafasında. Bazen hepimizin çok ihtiyaç duyduğu da o değil mi? İlk kıvılcımda yanmak, ilk adımı atabilmek, ilk rüzgarda yelken almak...
Bir yolculuk esnasında tekrar okumak üzere...