… Dışarısı çirkinleştikçe bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış ne çıkarabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle…
Önce çomaklarıyla dürtecekler bizi. İlk kez gördükleri bu yaratığı, önce ürkerek, dürterek, belli bir mesafeden “keşfedecekler”. Keşif, en vahşi yanıdır kalabalıkların. Keşif, geri dönülmez bir işgalin masum yüzlü ulağıdır. (s. 46)
Mekanlar olarak, zamanlar olarak, insanlar olarak ve doğanın nesneleri olarak bizi yoksul düşüren daracık hayatlarımıza karşı, hepimizin, kalbimizin çekirdeğinde büyüttüğü o yatışmaz duygudur gitmek