Erkekleşme
İntiharlar tekrar çoğaldı. İhtiyarları açlık, gençleri aşk ölüme sevk ediyor. Gençler içinde kendini öldürenlerin büyük çoğunluğunu erkekler teşkil ediyor.
Şu halde erkeği seve seve ölüme yollayacak derecede cinsel bir üstünlük ve kudrete sahip olan kadının erkeğe, yani kendi esirine eşit olmak ve benzemek için yaptığı bütün o canını dişine akarcasına gayretlerin sebebi delilikten başka ne olabilir?
Altın gözlerin tılsımını ve mercan dudakların ateşini bir
kâğıt çantasına, bir mürekkepli kaleme ve bir muşambalı pardösüye değişen modern kadınla beş on dakika biraz yakından konuşmak, erkekleşme merakının kendisine ne pahalıya oturduğunu anlamaya kâfidir: İş kadını -erken yazı-hanesine gitmeye ve geç evine dönmeye mecbur olduğu için yıkanmaya ve temizlenmeye hiç vakti olmayan kirli iş adamı gibi- acı acı ter, kepek, yağ ve toprak kokuyor. Lavanta ve pudra deriden ve saçtan dağılan o karışık kokuyu daha iğrenç yapmaktan başka bır şeye yaramıyor.
Binlerce asırlık erkek medeniyetini anlamak ve benimsemek için işe pek geç koyulan kadın şimdi müthiş bir çalışmaya mahkûmdur. Er geç zihin yorgunluğu dünya yüzünü saçı vaktinden evvel dökülmüş, cascavlak, düşünen kadın başlarıyla da dolduracaktır.
İşte o gün feci intiharın dünya yüzünden tamamen kalkacağı gündür!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gerçekten şu an bilemiyorum,kendi hayatım başkasının gibi geliyor, başkasınınki de benim gibi.O vakitler, kendi hayatım olduğunu düşündüğüm, olmasını istediğim, benim ötemdeki, hayallerimin, çabamın, yeteneklerinin ötesindeki idi. Şimdiki de geçmişini benimseyip benim diyemediğim, şu anını da yine hep tadil ederek kendime inandırmaya çalıştığım, katlanılır göstermeye çalıştığım başka bir şey. Hiç hayatı olmamış gibiyim. Kendi olmayanın hayatı da olmuyor mu yoksa ?
Eğer insanlar bu büyük meydanları tamamen nedensiz olarak inşa ediyorlarsa, onların üzerine neden parmaklıklar da yapmıyorlar? Bugün bir güneydoğu rüzgarı esiyor. Hükümet konağının çatısı dalgalanıyor. Bütün pencere camları takırdıyor ve lamba direkleri bambu gibi eğiliyor. Bakire Meryem'in pelerini bedenini sarmış ve rüzgar onu hızla çekiyor. Bunu kimse fark etmiyor mu? Kaldırımda yürümek zorunda olan baylar ve bayanlar havada yüzüyorlar. Rüzgar azalınca hareketsizleşiyorlar, birkaç kelime söyleyip birbirlerini selamlıyorlar. Ama rüzgar yeniden artınca, çaresizler ve hepsinin ayakları aynı anda yeri terk ediyor. Şapkalarını tutmaya zorlanmalarına rağmen, gözleri yeterince neşeyle ışıldıyor ve kimse rüzgarı anlama hatasına düşmüyor. Tek korkan benim."
Pembeli hanımın aşkından çılgına dönmüş bir halde, yaşlı amcamın tütün kokan yanaklarını deli gibi öptüm; amcam epeyce sıkıntılı bir tavırla, açıkça söylemeye cesaret edemese de, bu ziyaretten annemle babama bahsetmesem daha memnun olacağını ima ederken, ben gözlerimde yaşlarla, iyiliğini hiç unutmayacağımı, bir gün minnetimi kendisine göstermenin yolunu mutlaka bulacağımı söylüyordum. İyiliği beni gerçekten o kadar etkilemişti ki, iki saat sonra, yeni kazandığım önemi annemle babama açıkça belirtmediğini düşündüğüm birkaç esrarengiz cümlenin ardından, az önce yaptığım ziyareti kendilerine en ince ayrıntısına kadar anlatmayı daha açıklayıcı buldum. Bu davranışımla amcamın başını derde sokacağımı düşünmüyordum. Böyle bir şeyi istemediğime göre, nasıl düşünebilirdim? Benim sakıncalı bulmadığım bir ziyareti annemle babamın sakıncalı bulacağını da tahmin edemezdim. Bir dostumuz mektup yazmayı ihmal ettiği bir hanımdan onun adına özür dilememizi tembihlediği halde, bizim önem vermediğimiz bir suskunluğa söz konusu hanımın da önem vermeyeceğine hükmedip bir şey söylemememiz çok sık rastlanan bir olay değil midir? Ben de herkes gibi başkalarının zihnini, sunulan şeylere belirli bir tepki göstermekten äciz, edilgen ve uysal bir hazne zannediyordum; amcamın sayesinde gerçekleşen tanışmanın haberini annemle babamın zihnine sunmakla, bu tanışma hakkındaki kendi iyi niyetli yargımı da arzu ettiğim şekilde onlara aktardığımdan hiç kuşkum yoktu. Ne yazık ki ailem, amcamın davranışını yargılarken benim önerdiğim ilkelerden çok farklı ilkeleri benimsedi. Babam ve büyükbabamla amcam arasında hararetli münakaşalar olmuş; ben bunu dolaylı bir yoldan öğrendim. Birkaç gün sonra, sokakta üstü açık bir arabanın içinde amcamla karşılaştığımda, hissettiğim üzüntüyü, minneti, pişmanlığı ona