Gerçekten şu an bilemiyorum,kendi hayatım başkasının gibi geliyor, başkasınınki de benim gibi.O vakitler, kendi hayatım olduğunu düşündüğüm, olmasını istediğim, benim ötemdeki, hayallerimin, çabamın, yeteneklerinin ötesindeki idi. Şimdiki de geçmişini benimseyip benim diyemediğim, şu anını da yine hep tadil ederek kendime inandırmaya çalıştığım, katlanılır göstermeye çalıştığım başka bir şey. Hiç hayatı olmamış gibiyim. Kendi olmayanın hayatı da olmuyor mu yoksa ?
Eğer insanlar bu büyük meydanları tamamen nedensiz olarak inşa ediyorlarsa, onların üzerine neden parmaklıklar da yapmıyorlar? Bugün bir güneydoğu rüzgarı esiyor. Hükümet konağının çatısı dalgalanıyor. Bütün pencere camları takırdıyor ve lamba direkleri bambu gibi eğiliyor. Bakire Meryem'in pelerini bedenini sarmış ve rüzgar onu hızla çekiyor. Bunu kimse fark etmiyor mu? Kaldırımda yürümek zorunda olan baylar ve bayanlar havada yüzüyorlar. Rüzgar azalınca hareketsizleşiyorlar, birkaç kelime söyleyip birbirlerini selamlıyorlar. Ama rüzgar yeniden artınca, çaresizler ve hepsinin ayakları aynı anda yeri terk ediyor. Şapkalarını tutmaya zorlanmalarına rağmen, gözleri yeterince neşeyle ışıldıyor ve kimse rüzgarı anlama hatasına düşmüyor. Tek korkan benim."
Pembeli hanımın aşkından çılgına dönmüş bir halde, yaşlı amcamın tütün kokan yanaklarını deli gibi öptüm; amcam epeyce sıkıntılı bir tavırla, açıkça söylemeye cesaret edemese de, bu ziyaretten
Swann'ın yazdığım notu okusa ve amacını tahmin etse, yaşadığım yürek daralmasıyla alay edeceğini düşünüyordum, oysa daha sonra öğrendim ki, aksine, benzer bir yürek daralması uzun yıllar boyunca