Sevdiğim kadın usulca sokularak yanağımı öptü. Havalimanındaki ayaküstü veda formalitesinden farklı, kraliçe mührü gibi bir öpücük. Dünyanın en parlak yeri olan dudakları, 100 sene beklediğime değdi. Ah... mucizeler, kaderi değiştirmez. Ve aşk, insana istirabını gizleme gücü verir. Bu öpücükle, kişisel kıyametimin en büyük alameti de belirmişti.
Kararım kesin, mezar taşıma şu cümle kazınsın: "Yaşamak bir ayrıcalıktı!"
Kendinize hiçbir zaman için, "Nasıl olsa bu beni geri kabul eder." muamelesi yapılmasına müsaade etmeyin. Sana değer vermeyen, birlikteyken kıymetini bilmeyen, senle birlikte olmayı hak etmeyendir. Birilerinin yedeği, ne zaman isterse dönebileceği olmayı kabullendigin an aynı anda adı birinin oyuncağı olmayı da kabullenmiş oluyorsunuz. Seni seçenek olarak gören birini önceliğin yapma, düşünsene diğer insanla sürdürebilseydi, sen umurunda dahi olmayacaktın, bu fazlasıyla acı bir farkındalık
Önsözünden başladığım için ilk başta bir sıkılma söz konusu oldu. Fakat hikaye ilerledikçe güzel ve ilgi çekiciydi. Aralara serpiştirilen, kitap okumayı sevdiren en büyük etmenlerden olan, farklı bakış açıları ve doğru kelimeleri seçemediğimizi düşündüğümüz bazı duygulara tercüman olması kitabı akılda kalıcı ve güzel kıldı.
Konu olarak bir bilim adamının hazırladığı zaman makinesi ile yaşadığı maceraları anlatıyor. Kısa bir kitap ama tavsiye ederim.
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,1bin okunma
"Tam bir çocuk gibiydi. Her zaman benimle olmak istiyor, nereye gitsem beni izlemeye çalışıyordu; sonunda, bir sonraki çevre keşfimde onu iyice yordum ve arkamdan sızlanarak bağırır, bitkin halde terk ettim. Ama dünya sorunlarının üstesinden gelinmesi gerekiyordu. Kendi kendime, geleceğe minyatür bir flört yaşamak için gelmedim, diyordum. Ancak onu terk ettiğimdeki üzüntüsü çok büyüktü, ayrılmamızla ilgili yaptığı uyarılar bazen çılgınlık boyutuna ulaşıyordu ve ben sanırım, onun kendini bana adayışından teselli bulduğum kadar, sıkılıyordum da. Ne var ki, bir şekilde çok büyük bir teselliydi o. Bana yapışmasının sebebinin sırf çocukça bir sevgi olduğunu düşünmüştüm. Vakit çok geç olana kadar, terk ettiğimde ona ne kadar büyük bir acı verdiğim hakkında herhangi bir fikrim yoktu. Yine her şey için çok geç olana kadar, onun bana ne ifade ettiğini de tam olarak anlayamadım. Çünkü, sadece benden hoşlanıyor görünerek ve zayıfça, karşılıksız bir şekilde bana önem verdiğini göstermekle o minicik, oyuncak bebeğe benzeyen yaratık Beyaz Sfenks mahallesine geri dönüşüme adeta bir eve geliş havası katıyordu; gözlerim tepeyi aşar aşmaz onun ufak tefek endamını arar oluyordu.