Ben göçüp gittiğimde ne olacak bunca nesneye? Kitaplarıma, atölyemin kuytusunda bekleyen resim malzemelerime, ruhumu üflediğim bunca tabloya ne olacak benden sonra?
Ben yokken, sevdiklerimden kimler gerçekten derin bir sızıyla anacak adımı? Kimlerin zihninde sönmeyen bir ışık gibi kalacağım? Kimler beni o en güzel, en berrak halimle hatırlayacak ve kimler daha gününü bile doldurmadan beni unutup kendi hayatının telaşına savrulacak? Sayfalarında parmak izlerimi bıraktığım o kitaplar... Onlar ne olacak?
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da; sadece bugünü kazasız atlatabilmek için ne kadar çok harcamışım kendimi. Sadece yarının eşiğinden güzelce geçebilmek için ne kadar büyük emekler vermişim. Sevdiğimi görebilmek, o sevgiyi kalbine işleyebilmek için ne çok çabalamışım... Her yeni güne taze bir başlangıç yapabilmek adına ne çok umut biriktirmişim meğer.
Aslında apaçık bir gerçek var ortada: Bugün varım, yarın ise bir muamma. Ama yine de, sanki bu dünyada sonsuzmuşuz gibi, bir umuttur yaşamışım işte.
Bugün dünya gözüme kaçtı isimli bir paylaşım Türk halk ozanı Seyrani'nin yaklaşık yüz seksen yıl önce Anadolu da söylediği bir muammayı hatırlatmış.
O suda bak bu suda
Beş can yatar pusuda