Woolf, manik depresif bir yazardı. Yazmak, onu hayata bağlayan bir terapiydi aslında. Kendisinin 'delilik nöbetleri' dediği nöbetler onun için verimli bile oluyordu Doktoru hastalığını yenerse, yazma yeteneğinin körelebileceğini söylemişti. Delilikle dahilik arasında gezinen parlak bir bilinçti o. Woolf, kendi durumunu biliyor ve bununla mücadele etmeye çalışıyordu. 22 yaşından başlayarak üç kere intihara kalkışmıştı ve sonuncusunda hayatını yitirmişti. İntihar etmeden önce Yunanca şakıyan kuşların etrafında tekrar dolanmaya başladığını söylemişti. Birçok deha gibi kendi beyninin gücüne karşı koyamamış ve kendisini ölüme sürüklemişti.
Ulema öncelikle islam toplumundaki yanlış inanç ve kanaatlerle maddi-manevi zararlara yol açan olumsuz eylem ve düşüncelerle mücadele etmelidir. Ancak bunu ilim, irfan ve hikmetle yapmalıdır.
Allah’a ve âhiret gününe inanan bir milleti “babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile” Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere,sevgi beslediklerini göremezsin.
Siyonistler, İngilizlerin Yahudi göçünü sınırlama kararıyla mücadele etseler de göçmek isteyen her yahudi'ye Filistin'in kapılarını açmazlar; bedensel yapısına (güçlü, kaslı olsun isterler) ve ideolojisine bakarak doğru Yahudileri seçmeye çalışırlar. Hedefleri, Avrupa Yahudilerini ölümden kurtarmak değil, kendi işlerine yarayacak Yahudileri Filistin Mandasına getirmektir. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa sayfa 22 dipnot
Milli mücadele yanlıları da zaten akın akın Ankara'ya geliyorlardı. Gelenler arasında Mehmet Akif Ersoy gibi önemli bir isim de vardı. Mustafa Kemal, Bediüzzaman'ın hem hocalık vasfından hem de Kürtler üzerindeki nüfuzundan faydalanmak için Ankara'ya onun da gelmesini arzu ediyordu.
Yeni kurulan hükümetin meclis başkanlığını yapan Paşa ve yakın arkadaşları Bediüzzaman'ı Ankara'ya ilk davet ettiklerinde
"Ben, tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında savaşmak hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum." diyerek bu teklife pek sıcak bakmamıştı.
Oysa durum şimdi çok daha farklıydı. İngilizler, İstanbul'u işgal etmiş, milletvekillerini tutuklamışlardı. Meclis çalışamaz hale gelmişti. Üstelik kendisi ile ilgili bir yakalama kararı da vardı. En son Mareşal Fevzi Çakmak ve Van Valisi Tahsin Bey'in de ısrarlı talepleri üzerine Bediüzzaman, Milli Mücadele'ye destek vermek üzere trenle Ankara'ya geldi. Geliş sebebi destek vermenin yanında yeni kurulacak devlette görev alacak mebuslara İslamı bir şuur kazandırmaktı. 22 Kasım 1922'de Ankara'da "Hoşemedi" töreniyle karşılanmıştı. Mecliste bu merasim sadece devlet ricaline ve önemli kişilere yapılıyordu. Bediüzzaman, dua ve tebriklerden sonra mecliste yaptığı konuşmada milli mücadeleyi öven sözler söyledi. Konuşması yer yer milletvekilleri tarafından âmin sesleriyle kesiliyordu. 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla, gözyaşlarıyla açılan meclis, Yunanlıları çok geçmeden denize dökmüş, zafer kazanılmıştı. Ne yazık ki ruh ve mana köküne bağlı bu meclisin varlığı çok uzun sürmemişti. Mukaddesat için verilen mücadeleler çabuk unutulmuştu.