7/10
·208 syf.··
2026 11. kitabı
Yeryüzü Sürgünleri, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından gelen Yunan işgaliyle birlikte, Ege coğrafyasında (Midilli ve çevresinde) yüzyıllardır komşu olarak, aynı denizi ve rüzgârı paylaşarak barış içinde yaşayan Türkler ve Rumların hikâyesini konu alıyor. Hasan, adanın kadim zeytinliklerinde çalışan, ekmeğini taştan çıkaran dürüst ve gururlu bir Türk genci. Sadece toprağa ve işine değil, adanın kültürüne, insanına da derinden bağlı. Savaşın ayak sesleri gelip o güzelim komşuluk ilişkileri çatırdamaya başladığında, Hasan hem sınıfsal zorluklarla hem de milliyetçilik rüzgarlarının getirdiği o acımasız ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Hasan adadan koptuktan sonra, gittikleri yeni topraklarda karşımıza çıkan yerel halk ve diğer göçmenler de var. Theo ve Nikolasias. Onlar da Hasan gibi savaşı istemeyen, barış içinde yaşamak isteyen kişiler. Bu karakterler üzerinden, yurdundan koparılan insanların trajedisine şahit oluyoruz. Savaş ve göç konulu pek çok kitapta genellikle keskin çizgiler vardır; bir taraf tamamen mağdurdur, diğer taraf ise acımasız düşman. Fakat yazar karakterleri siyah ve beyaz olarak ayırmamış. Yani "Türkler tamamen iyi, Rumlar tamamen kötü" ya da tam tersi bir durum yok. Theo da Nikolasias da Hasan da aslında aynı gökyüzünün altında barış içinde yaşamak istiyor. Herkes kendi trajedisinin, kendi korkularının kurbanı. Şule Akşun’un dili kullanma biçimi bir Ege melodisi gibiydi. Kitap acı bir dönemi anlatsa da bunu bağırıp çağırarak, ajitasyon yaparak yapmıyor. Midilli’nin zeytin ağaçlarını, mitolojik esintileri, denizin kokusunu öyle bir anlatıyor ki, sayfaları çevirirken o coğrafyanın hüznü içine işliyor. Edebi derinliği çok yüksek ama bir o kadar da akıcı ve zarif bir üslubu var. Kitabı kapattığımda içimde buruk bir his kaldı. Sanki uzun
Yeryüzü SürgünleriŞule Akşun · Destek Yayınları · 202627 okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2026 52. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:03
Romanın başkahramanı Martin, yoksul ve eğitimsiz bir denizciyken üst sınıftan Ruth'a âşık olur. Onun dünyasına layık olabilmek için kendini eğitmeye, okumaya ve yazmaya başlar. Ancak zamanla Martin'in mücadelesi sadece aşk için değil, kendi kimliğini bulmak için verdiği bir savaşa dönüşür. Martin, gecelerini kitap okuyarak ve yazarak geçirir; bilgiye olan açlığı onu bambaşka bir insana dönüştürür. Fakat bu yolculuk boyunca yalnızca cehaletle değil, yoksullukla, reddedilmekle ve toplumun önyargılarıyla da mücadele etmek zorunda kalır. Yıllarca emek verdiği yazıları yayınevlerinden geri döner, ancak o vazgeçmez ve hayallerinin peşinden gitmeye devam eder. Roman ilerledikçe Martin, toplumun insanlara karakterlerine göre değil, sahip oldukları statüye göre değer verdiğini fark eder. Bir zamanlar küçümsenen ve ciddiye alınmayan Martin, ünlü bir yazar olduğunda aynı insanlar tarafından saygıyla karşılanmaya başlar. Bu durum ona başarının ve toplumsal kabulün gerçek anlamını sorgulatır. Martin Eden, insanın kendini gerçekleştirme arzusunu, sınıf ayrımlarını, aşkı, yalnızlığı ve başarıya ulaşmanın bedelini etkileyici bir şekilde anlatan etkileyici ve sürükleyici bir anlatıma sahip.Aynı zamanda yalnızca bir yükseliş hikâyesi değil; aynı zamanda insanın kendini ve hayatın anlamını arayışının da hikâyesi...
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Reklam
Hiçbirimiz masum değiliz!
Puan vermedi
Rus Aleksandr Herzen'in Suçlu Kim? eseri, yalnız bir aşk hikâyesi ya da aile dramı değildir. Eser, dönemin Rus toplumunu, eğitim anlayışını, sınıf farklılıklarını ve bireyin toplum içindeki yalnızlığını eleştiren güçlü bir toplumsal romandır. Rusya özelinde yaşadığımız dünyayı da anlatıyor! Merkez de emekli General Alexsey Abramoviç'in ailesi yer alır. Generalin köylü bir kadın olan Dünya'dan evlilik dışı bir çocuğu olur. Daha sonra Glafira Lvovna ile evlenir ve eşinin isteğiyle çocuğunu yanına alır. Ancak çocuk aile içerisinde hiçbir zaman gerçek bir sevgi ve aidiyet duygusu göremez. Bu durum, eserin temel eleştirilerinden biri olan sevgisiz eğitim ve yanlış aile anlayışını ortaya koymaktadır. Ailenin çocuklarına ders vermesi için getirilen Dmitri Yakovleviç, yoksul bir doktorun oğludur. Eğitimli, dürüst ve idealist bir gençtir. Ancak hayatı boyunca sınıfsal engellerle mücadele etmek zorunda kalır. Roman boyunca Herzen, insanın karakterini belirleyen şeyin doğuştan gelen özelliklerinden çok aldığı eğitim ve içinde yaşadığı toplumsal koşullar olduğunu göstermektedir. En dikkat çekici karakterlerden biri de Vladimir Beltov'dur. İyi eğitim almış, dünyayı gezmiş, zengin ve kültürlü bir insan olmasına rağmen hayatında bir amaç bulamaz. Bürokrasiye dayanamaz, görevini bırakır ve sürekli bir arayış içinde yaşar. Dmitri'nin eşine aşık olması ise yalnızca bir aşk meselesi değil, aynı zamanda dönemin aydın insanının yaşadığı kimlik ve amaç bunalımının sembolüdür. Onun gelişiyle bir aile parçalanır; kadın hastalanır, koca içkiye yönelir ve çocuk sahipsiz kalır. Romanın ismindeki soru burada anlam kazanır: Suçlu kimdir? Herzen'in cevabı tek bir kişiyi işaret etmez. Ne yalnızca Beltov suçludur ne Dmitri ne de kadın. Asıl suçlu; bireyleri mutsuz eden, onları sevgisiz
Suçlu Kim?Aleksandr Herzen · Yordam Edebiyat · 2020356 okunma
EN BÜYÜK MERHAMETSİZLİK, KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ!
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:20
Bir insanın kendini tüketmesi için gerçekten çok büyük acılar mı yaşaması gerekir? Yoksa her gün biraz daha yorulmak, herkese yetişmeye çalışmak, kimseyi kırmamak için kendinden vermek, sürekli daha iyisini yapmak zorundaymış gibi hissetmek de insanı fark ettirmeden tüketmeye yeter mi? Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün Beyhan Budak ’ın yeni kitabı Kendini Tüketmeden Yaşa ’yı kendimce inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım… Öncelikle Beyhan Hoca ön sözde kitabın nasıl ortaya çıktığından bahsetmiş, ben de bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Beyhan Budak kendini kötü hissettiği dönemlerde kendisine sık sık şu soruyu soruyormuş: “Eğer şu an kendime terapiye geliyor olsaydım, kendime ne söylerdim?” Sonra da böyle zamanlarda kendisine iyi gelen düşünceleri, fark ettiği şeyleri, hayat tecrübelerini bir yerlere not almaya başlamış. Bu düşünceleri yıllar boyunca seminerlerinde, videolarında insanlarla paylaşmış ve insanların bunlardan faydalandığını görünce de bir gün kitaplaştırmayı hayal etmiş. Şu an incelemesini yaptığım kitap da aslında bu hayalin ürünü. Belki de bu yüzden kitap boyunca kendimi akademik bir psikoloji kitabı okuyor gibi değil de yıllardır insanı gözlemleyen, mesleğini severek yapan ve en önemlisi anlattığı şeyleri gerçek hayatın içinden süzen biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim; ki zaten Beyhan Hoca’nın en sevdiğim taraflarından biri bu… Günümüzde kişisel gelişim ve psikoloji alanında içerik üreten o kadar çok insan var ki… Bir kısmı insanı birkaç dakikalığına iyi hissettiren ama hayatın içinde hiçbir karşılığı olmayan cümleler kuruyor. Dinlerken güzel geliyor, paylaşırken havalı duruyor ama iş gerçek hayatla yüzleşmeye gelince elde koca bir hiç kalıyor. Beyhan Hoca’yı yıllardır takip eden biri olarak onu farklı kılan şeyin tam da burada olduğunu
Edebiyat
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202634 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:37
DAĞLARDA KOŞAN KADIN-YÜKO TSUŞIMA,264 sayfa Dağlarda Koşan Kadın 1970 Japonya’sında 🪭modern toplumun dayattığı şekillere , anneliğin gerektirdiği kalıplara ve yalnızlığa karşı sessiz,kararlı ve devasa bir başkaldırının romanıdır. 21 yaşındaki bekar bir anne olan Takiko’nun hikayesini anlatır .Evlilik dışı bir çocuk dünyaya getiren Takiko, hem muhafazakar ve baskıcı ailesiyle hem de 1970'lerin sonu Japon toplumunun acımasız ahlak normlarıyla mücadele etmek zorunda kalır.Alkolik ve işsiz bir baba,evin geçimine katkıda bulunmak için gece gündüz dikiş diken bir anne ve liseye giden erkek kardeşiyle aynı küçücük evi paylaşmak zorunda olan Takiko…Şimdi bir de minik erkek bebeği Akira ile bu evde yaşamak zorundadır kendi başına bir eve çıkacak kadar para kazanana kadar… Takiko, ne ailesinden ne de çocuğunun babasından destek görür; tamamen yalnızdır. Zaten bir gecelik ilişkinin meyvesidir bebeği,adamın haberi bile yoktur. Kitap kahramanı dik başlı,fevri hareketlerde bulunan,kendi ayakları üzerinde durmaya,parasını kazanmaya çalışan ,yaşı çok küçük olmasına rağmen aile baskısına karşı gelen bir karakter. Takiko'nun ailesi ise toplumun küçük bir modelidir. Özellikle şiddete meyilli babası ve kızını korumak yerine elalem ne der korkusuyla hareket eden annesi, Takiko’nun kaçmak istediği o basık-boğucu dünyanın kendisidir adeta. Dağlarda Koşan Kadın ,sadece bir kadının hayatta kalma mücadelesi değil; bireyin, toplumun çizdiği sınırların dışına çıkıp kendi sınırlarını keşfetme hikayesidir. Buradaki dağ,kişinin kendisini,gücünü tanımasını sembolize eder. Yazarın hayatını incelediğimizde Dağlarda Koşan Kadın kitabının kendi yaşam öyküsünden kesitler sunduğunu,ünlü yazar Osamu Dazai’in kızı olduğunu görüyoruz.Yani yazarın hayatı da bekar bir anne olarak geçmiş,eşinden boşanıp iki
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202543 okunma
Bir kahramanın acı sonu
Puan vermedi·352 syf.··
2026 10. kitabı
Arap ihanetine uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa reisi Süleyman Askerî Bey intihar edecektir. Onun kaleminden ise şu sözler dökülecektir; "Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız. Steplerin kurdu, Arslan'ı, göklerin kartalıyız." Tarih sahnesinde nice kahramanların hikayesini yazılmıştır. Ama Süleyman Askerî Bey'in yeri ayrıdır. Türk ordusunun en şerefli subaylarındandı. Sorumlu olduğu birliği harp alanında bizzat en ön cephede yürüyemez halde ve yaralı olmasına rağmen yönetecek kurmaydı. Süleyman Askerî Bey Edirne askeri okuluna iken orada öğrenim gördüğü süre boyunca Kuşçubaşı Eşref ve Yenibahçeli Şükrü ile dost olmuştu. Bu bağlantının ileride Türk teşkilatının gizli yapılanmasına katılmasını sağlayacaktı. Harp akademisinden mezun olup Osmanlı ordusuna Yüzbaşı rütbesi ile katılmıştır. Meşrutiyetin ilan sürecinde ismi çok geçen Süleyman Askeri Bey; Makedonya'da yürütülen çete takibinde kendini göstermiş, Rumeli'de II. Abdülhamit'e karşı olan genç subaylar arasında yer almış, gayet teşkilatçı bir insandı. 2. Abdülhamid'i tahttan indirecek olan harekat ordusuyla İstanbul'a gelen Askeri Bey 4 Eylül 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat'a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Trablusgarp savaşı sırasında işgal teşebbüsü karşısında kılık değiştirerek yakın arkadaşlarıyla beraber Bingazi'ye gelmiş, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte mücadeleye katılmıştı. II. Balkan Savaşı sonrasında Bulgarlar ile yapılan İstanbul Anlaşması öncesinde Garbî Trakya Hükümeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Teşkilât ı Mahsûsa'nın resmen kurulmasından sonra,ilk başkan olarak teşkilatın yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini düzenlemiştir. Süleyman Askerî'nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak'ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur. Süleyman Askerî 3
Süleyman Askerî BeySüleyman Tekir · Kronik Kitap · 0235 okunma
Reklam
Reklam