Bir gün, topyekûn velîliği ve tasavvufu inkâr eden bir bedbaht bana sormuştu:
– Siz velî misiniz?
Cevap vermiştim:
– Ben, velî olmak şöyle dursun, mürid olmak liyakatinden bile yoksun bir müslümanım. İslâm dâvasını 20’nci veya 200’üncü asırda mücerret ve müşahhas bütün hikmetleriyle gönüllere nakşetmek ve bu hususta kaynağından feyz almış bulunmaktan, yani İslâmcı fikir ve sanat adamı mevkiinde bulunmaktan başka iddiam yoktur. Bunu da hakkın, verdiği nimetleri dile getirmek gerektiği emrine uymak için öne sürüyorum. Birtakım ahmaklara kibirli ve nefsanî görünen ben, tâ içinden «Allah» diyen bir çöpçünün ayağını öpebilirim... «Kaal»de bir şey olabilirim, fakat «hal»de sıfırım. Yalnız, kuyumcunun mücevheri tanıması gibi, gerçek velîyi tanımakta ihtisas sahibi kabul edilebilirim.