Serkan Karaismailoğlu, "Biomortem" ile bizi bilimkurgunun en ayakları yere basan, en "olabilir" haline götürüyor. Hikayenin sürükleyici çarkları Falin, Enke, Amakrin, Glia ve Mileva gibi sıra dışı karakterler etrafında dönüyor. Ünlü bir yazar olan Falin, kanser olduğunu öğrendiğinde artık tedavi için çok geçtir. Son bir umutla, Dr. Mileva’nın başında olduğu gizemli "Biomortem" kliniğine başvurur. Peki, bu klinikte ölüme gerçekten bir çare bulunmuş mudur? İşte onun cevabını okura bırakıyor yazar.Kitabın kapağında da göreceğiniz üzere bu bölümün adı "Glia". Tıpkı yazarın efsanevi Pia Mater serisi gibi, bizi yine her detayı incelikle düşünülmüş harika bir serinin beklediğini anlıyoruz. Karaismailoğlu, insan vücudunun o senfoniye benzeyen muazzam işleyişine kapıldığı büyüyü, okuyucusunu da büyüleyerek aktarıyor. Kitap yoğun bir bilgi birikimi barındırıyor mu? Evet, kesinlikle. Fakat yazar bu nörobilimsel gerçekleri kurgunun içine öyle ustalıkla yediriyor ki bir an bile sıkılmıyorsunuz. Eserin en etkileyici yönü ise yazarın kendi tutkusunu okura tamamen geçirebilmesi. Satırları okurken onun heyecanını, hayretini ve o ilginç bilgileri bir an önce paylaşmak isteyen sabırsızlığını adeta hissediyorsunuz. Bir okur olarak kitapta dikkatimi çeken en güçlü imgelerden biri ise "valiz" oldu. Yazar, valizi eserde sarsıcı bir metafor olarak kullanmış. Valizi olmayan ölülerin arafta kaldığı, cennet veya cehenneme gidemeden sıkışıp beklediği o atmosferi okurken zihnimde çok güçlü bir manevi bağ da kuruldu. Bu durum bana dini inancımızdaki "salih amel" kavramını hatırlattı. Bu dünyadan göçerken mal mülk götüremiyoruz; yanımıza alabildiğimiz tek şey, içine iyilikleri ve güzel amelleri doldurduğumuz o manevi valizimiz. Buradan yola çıkarak şu yorumu yapabilirim: Sen bir bütünsün; hayattaki