“Sûfiler "ilk hâtır"ın ehemmiyetine dikkat çekerler. Akla ilk düşen, gözün ilk gördüğü, kalbin ilk sezdiği, iç ve dış duyuların ilk hissettiği şey önemlidir ve ona itibar edilmelidir. Çünkü tabiî, müdahalesiz ve sansürsüzdür... Sonra akıl, zekâ, nefis, hesap kitap devreye girer ve işler değişir, dönüşür..." diye tanımlıyor ilk hâtrı İsmail Kara “Dağ Ne Kadar Yüce Olsa” adlı kitabının “Dost Bir Göze Âşinalık Dedikleri” kısmında. “İfade-i Meram” ile “Dağ Ne Kadar Yüce Olsa” kitabının bir devam kitabı olduğunu öğreniyoruz. “Sözü Dilde Hayali Gözde”de 22 isim var imiş, hatıralara ve denemelere konu olan, bir bakıma ahde vefa gösterilen, hatırası yaşatılmak istenen. İsmail Kara Hoca eserin hemen başında yazmayı bir görev olarak gördüğünü ve bu sebeple yazdığını söylese de yazdıkları; bir bakıma gün olur asra bedel hikayesinden kalanlar, bir bakıma kendince musahabe ve muhasebenin, kendiyle dertleşmenin, kendine anlatmanın, şimdiden an’dan kurtulup geçmişe kanatlanmanın vesilesidir desek meramımızı daha sarih ifade etmiş oluruz. 2005 yılında ilk baskısını yapan portre ve tarihe bırakılan hatıraların ikincisi için 15 yıla yakın bir süre bekledik okurlar olarak. Beklenilen 15 sene sonra, beklemeye değmiş 15 sene sonra; bakalım misafirlerimiz kim, güzergâhımız nereler ve konularımız neler? Devam kitabı yönünden değerlendirilebilecek esas mesele acaba 15 sene içerisinde Türkiye’de değişen nedir?
“Dağ Ne Kadar Yüce Olsa” da 12 misafiri var okurun ve misafirler içerisinde bilge mimar Turgut Cansever, Ayşe Şasa, Bekir Topaloğlu, Orhan Okay gibi tanınan ve bilinen hocaların yanında, İsmail Kara Hocanın merhum annesi ve babası, Dergah Yayınlarının hikayesinde önemli bir yeri olan Cahit Çollak beyefendi, bu yazının yazarının hemşehrisi Abdullah Kucur gibi isimler bulunmaktadır.