Evet bana öyle bir Hâlık ve Rab lâzım ki, en küçük hatırat-ı kalbimi ve en hafî niyazımı bilecek ve en gizli ihtiyac-ı ruhumu yerine getirdiği gibi, bana saadet-i ebediyeyi vermek için, koca dünyayı âhirete tebdil edecek ve bu dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak, hem sineği halkettiği gibi semavatı da icad edecek, hem Güneş'i semanın yüzüne bir göz olarak çaktığı gibi bir zerreyi de gözbebeğimde yerleştirecek bir kudrete mâlik olsun. Yoksa sineği halkedemeyen, hatırat-ı kalbime müdahale edemez, niyaz-ı ruhumu işitemez... Semavatı halketmeyen, saadet-i ebediyeyi bana veremez. Öyle ise benim Rabbim odur ki; hem hatırat-ı kalbimi ıslah eder, hem cevv-i havayı bulutlarla bir saatte doldurup boşalttığı gibi, dünyayı âhirete tebdil edip, cenneti yapıp, kapısını bana açar; 'Haydi gir!..' der."
"İnsanlar, çok fazla güvendiğim insanlar, karşılıksız sevebildiğim, onlardan hiçbir şey istemediğim insanlar teker teker gidiyor. Çünkü bana ihtiyaçları kalmıyor, sadece öylesine kardeşim, dostum, sevdiğim, arkadaşım demişler. Uzun yıllar görüşmesek bile yaptıklarını unutup sarılırım ama sorun burda işte..."
"İnsanlar, çok fazla güvendiğim insanlar, karşılıksız sevebildiğim, onlardan hiçbir şey istemediğim insanlar teker teker gidiyor. Çünkü bana ihtiyaçları kalmıyor, sadece öylesine kardeşim, dostum, sevdiğim, arkadaşım demişler. Uzun yıllar görüşmesek bile yaptıklarını unutup sarılırım ama sorun burda işte..."
"İnsanlar, çok fazla güvendiğim insanlar, karşılıksız sevebildiğim, onlardan hiçbir şey istemediğim insanlar teker teker gidiyor. Çünkü bana ihtiyaçları kalmıyor, sadece öylesine kardeşim, dostum, sevdiğim, arkadaşım demişler. Uzun yıllar görüşmesek bile yaptıklarını unutup sarılırım ama sorun burda işte..."