Müjdelife

Müjdelife
Memleketi Çorum'u çok zaman sadece resimlerde gören, İstanbul Doğumlu, hayalperest, idealist, çok okuyan, hastalık derecesinde yazıp, çizim yapan, her insan kadar kusurlu, evli, iki (+1) çocuklu, çalışan, bir yurdum kadını...
Stilist /Yazar
İ.T.Ü Tekstil Teknolojileri ve Tasarım Fakultesi / Moda Tasarım
Kocaeli /İstanbul
İstanbul, 9 Ağustos
19 okur puanı
Ocak 2016 tarihinde katıldı
Hata
Çok şey istemiyordu, sadece mutlu olmak istiyordu. Mutsuz ettiği birinden bunu istemenin haddini aşıyordu, imkânsızlığı karşısında dehşete düşünce en iyi bildiği şeyi yapıp onu zorlayarak yanında kalmaya ikna ediyordu. Sevmesin, istemesin ama yanında, yakınında olsun istiyordu. Öğrendiğini uyguluyordu, daha evvel zerrece pişman olmadığı bu eylemler o geldiğinden beri yanlış işliyordu. Şimdi anlıyordu ki zorlamak sevmek değildi, zorlamak acıydı, kahırdı, vicdan azabı ve pişmanlıktı. Ona istediğini zorlayarak almayı öğreten geçmişine lanetler yağdırdı.
Sayfa 259 - HASREM YAYINLARI
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hata
Pişmanlık her insanın belli döneminde hayatını ziyaret eden geliştirici bir duyguydu. İnsan tecrübeleriyle hatanın süreçlerini ve sonuçlarını algılıyor, üzülüyor, kırılıyor, gelişiyor, dönüşüyor, ders çıkarıyordu ve en çok olumsuz süreçlerden sonra olgunlaşıyordu. Söz konusu ister küçük ister büyük kararlar olsun, en büyük pişmanlıklar kaçırılan fırsatların altında yatıyordu. Hayatı tercihler şekillendiriyordu, yaşam tercihlerin gölgesinde yeşeriyordu. İnsanın bazen iradesine karşı gelemeyip pişman olacağı eylemlere girişmesi olasıydı. Bazı pişmanlıkların telafisi yoktu, affı yoktu, ikinci bir şansı yoktu. Onun hatasının ne telafisi ne de şansı olmayacağını artık biliyordu, yaptığı hatanın bedelini sevip sevilmemekle ödüyordu. Pişmanlıklar insanı hissetmekten çok düşünmeye teşvik ediyordu. Verilen bir karar yüzünden pişmanlık duyulan şeyler farklı yapılsa neler olabileceğine dair alternatif senaryolar üzerine zihin cambazlık yaparken, bir yandan da kıyaslama oyunu oynamaya başlıyordu. Yaşattığı acılar aklına geldikçe kendini suçlayıp, hayal kırıklığı, üzüntü ve acı hissediyordu. Geç anlamıştı. Esme’yi sadece yatağında istemiyordu! Sofrasında, bahçesinde, gezdiği her yerde, olduğu her ortamda yanında, karşısında istiyordu. Gözlerine gülerek bakmasını, sesinin neşeyle çıkmasını, dokunmasını, hissetmesini istiyordu. Ayaklarının altına dünyayı sermek,
Sayfa 259 - Hasrem yayınları
hata üzerine kurulan hayatlar
İKİNCİ BÖLÜM Son zamanlarda herkes yargı makinası. İnsanların kusurlu, kırılgan ve hatalardan ders çıkaran varlıklar olduğu unutulmamalı. Tecrübeler doğum esnasında doktorlar tarafından kodlanmıyor, düşe kalka, ine çıka yaşamakla öğreniliyor. Kimin içinde hangi savaşları verip, hangi ölülerle yaşayıp, hangi acılarla kucaklaştığını bilemeyiz. Anlamaya çalışmak, kınamadan dinlemek yalnız kendini bulmuş insanlara hasıldır.
Hatalar ve riskler
BİRİNCİ BÖLÜM Biraz farkındalıkla şımaran bazı kişiler insanları yargılamak konusunda çok iyi olabiliyor ama iş anlayış göstermek ve empati kurma sürecine gelince, savundukları kişisel gelişim düşüncesi anında yok oluyor. “Kendi bakış açınızla yarattığınız dünyanın duvarlarını aşamıyorsunuz, aslında bir nevi kendi kalıplarınızın arasına sıkışıp herkesin aynı şekli alması için diretiyorsunuz ve sizi temin ederim bakış açınızı empati üzerine kurmazsanız bir gün yargılarınızla yapayalnız kalacaksınız.” Müjde Aklanoğlu
Sayfa 5 - Hasrem Yayınları·Kitabı okudu
Haşim Şahin/ Dervişler, Fakihler, Gaziler Yorumu
Türk Tasavvufunun değerli İsmi Prof. Dr. Haşim Şahin ve kitabı, “Dervişler, Fakihler, Gaziler/Erken Osmanlı Döneminde Dinî Zümreler (1300-1400)” Geçmişin girdaplarında savrulmuş bir millet ve gerçeğin sırlarına toprak dökülmüş bir gelecek! Ne kadar zor değil mi böyle zengin ve kökleri olan bir eşsiz ulusun, kendi miraslarını araştırmak için başka devletlerin, milletlerin arşivlerine gerek duyup araştırmalarına dipnot olarak o yerleri yazması! Ve bizim; ilköğretimden itibaren tarih denildiğinde edindiğimiz kirli bilginin, “Savaş, toprak, harem,” olarak algımıza kazınması… Ne ürkütesi milletini tarihten soğutan keskin öğreti… Oysa Tarih’ini bilemeyenin gelecekte maneviyattan eksik kalacağını herkes öğrenmeliydi. Prof. Dr. Haşim Şahin, alanından adını duyurmuş, yaptığı araştırmalar, yazdığı makaleler, sürekliliği olan köşe yazıları ve hiç bitmeyen temposuna uyum sağlayan tarih tutkusuna dinamik sağlayan samimiyetiyle, kıymetli bir akademisyen… Hayır sadece eğitimci değil, hoca, abi meclis ehli, yılmadan bıkmadan kültürünü anlatmak için sohbetlere katılan, sebep ve neden gözetmeksizin bilgisini paylaşan, alçak gönüllü keyif ehli... Haşim Şahin bu eserinde tarih okumayı sevmeyeni hedef almış gibi… Kitaba başladığımda beklentim klasik bir tarih okumaktı ve açıkçası kendimi bu doğrultuya hazırlamıştım. Her hafta belirli sayfa ve belirli konuları sıkılmadan ama tatmin olarak devam etmek için düzenimi programlamıştım. Ancak kitap olarak algılanan, eğitimin temel taşlarından biri olması gereken bu mini tecrübe (kılavuz) kitabı, daha ilk sayfalardan öyle bir bağladı ki beni, bazı sayfalarını tekrar okuyup sindirme ihtiyacı hissettim. Kısa ama detaycı niteliğini, mizahi ve akıcı mevcudatını bırak aylara yaymayı, saatler geçmesine rağmen elimden bırakamadım. Diğer
Sayfa 344 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu