“ Bu belki de, insanoğlunun yaşamını şu an bile tam olarak anlamadığım anlamına gelebilir. Kendiminkiyle toplumdaki diğer insanların mutluluk anlayışının tamamen farklı olabileceği endişesi, bu endişeyle geçirdiğim geceler, yattığım yerde dönüp durmama, kıvranmama, çıldıracak raddeye gelmeme bile neden olmuştu. Acaba mutlu değil miyim?”
“İnsan o zaman başkaları açısından, herhangi bir mutsuzluğu paylaşmanın belli bir sosyal müddeti olduğunu fark eder, kimse acıyı anlamaya alışkın değildir, bu manzara sadece belli bir süreliğine tahammül edilebilir bir şeydir,…”
“Doğmak bir klişeydi, ölüm bir klişeydi. Aşk klişeydi, ayrılık bir klişeydi, özlemek klişeydi, ihanet klişeydi, duyguları inkar ediş klişeydi, zaaflar klişeydi, korku klişeydi, yoksulluk klişeydi, zamanın geçişi klişeydi, haksızlık klişeydi… Ve bütün bu klişeler insanı paramparça eden gerçekleri barındırıyordu içinde. İnsanlar klişelerle yaşayıp, klişelerle acı çekiyor, klişelerle ölüyorlardı.
“…bütün kadınların içinde bir büyücü olduğu geçti aklımdan, ben gördügümü anlamazken, onlar görmediklerini biliyorlar, sırları çözüyorlar ve bunu hemen söylemiyorlardı.”