7/10
·551 syf.··
2026 73. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Esrarlı Ada'nın ilk cildi, doğayı tamamen insanın emrine amade kusursuz bir laboratuvar olarak gören, insan psikolojisini hiçe sayan ve sömürgeci bir kibirle yazılmış bir "teknik kılavuz" gibidir. Jules Verne'in bilimsel öngörüsü takdir edilse de, edebi ve sosyolojik derinlik açısından sınıfta kalan bir metindir. Kitaptaki en büyük problem, beş kazazedenin ıssız bir adada sıfır aletle başlayıp neredeyse hiçbir başarısızlık yaşamadan hızla sanayi devrimi yaratmasıdır. Mühendis Cyrus Smith, adeta yürüyen bir ansiklopedidir; toprağın kimyasal yapısını bir bakışta çözer, metal eritir, patlayıcı yapar ve adayı hemen elektriklendirir. Karakterlerin hiç hata yapmaması, doğaya karşı hiçbir çaresizlik yaşamaması anlatı gerilimini tamamen yok eder. Bu durum, okuyucuda gerçek bir hayatta kalma mücadelesi değil, hile kodları açık bir bilgisayar oyunu izleme hissi yaratır. Roman, 19. yüzyılın "Avrupalı beyaz adamın dünyayı ehlileştirme" misyonunu körü körüne över. Karakterler adaya düşer düşmez, orayı keşfedilecek bir doğa harikası olarak değil, derhal mülk edinilecek ve sömürülecek bir toprak parçası olarak görürler. Adaya hemen "Lincoln Adası" adını verip Amerikan bayrağı dikmeleri, yerel coğrafyaya ve doğaya karşı ne kadar işgalci ve kibirli bir zihniyetle yaklaştıklarının en net kanıtıdır. Karakterlerin hiçbiri gerçek insan gibi hissettirmez; her biri belirli bir sosyal sınıfı veya mesleği temsil eden tek boyutlu prototiplerdir. Aralarında hiçbir fikir ayrılığı, psikolojik kırılma, kavga ya da depresyon yaşanmaz. Dünyadan tamamen izole olmuş bu insanların psikolojisi tamamen görmezden gelinir. Özellikle siyahi karakter Nab, efendisine olan kölece sadakatiyle tamamen 19. yüzyılın ırkçı stereotiplerine göre şekillendirilmiştir ve kendi özgür iradesinden yoksundur. Cilt
Kitap İncelemesi
Esrarlı Ada (1. Cilt)Jules Verne · İthaki Yayınları · 20153,030 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
NAMAZ Psikolojisi 1. ALLAH’ın isteğini ve rızasını düşünerek yapılan bütün davranışlar birer ibadettir. 2. Dinde ibadet olarak belirlenen bazı özel davranışlar vardır ki bunlar, insanın ALLAH’la olan ilişkilerini canlı tutmak için belli aralıklarla tekrarlanırlar, işte namaz, her gün tekrar edilen, belli hareketleri ve dualar içine alan bir ibadettir. 3. Namaz İslam dininde ilk emredilen ibadettir. 4. Namaz aynı zamanda, yaratılanın YARATANA karşı duyduğu saygı, sevgi, minnettarlık ve bağlılığın, şükür duygusunun bir ifadesidir. 5. Namaz önce ki peygamberlere de farz kılığı Kuran-i Kerimin değişik ayetlerinde ifade edilmektedir. ( H.z. İbrahim Kur’ani Kerimde geçen duası ; ‘’Rabbim! Beni ve Soyumu namaz kılanlardan eyle!’’ amin…) Ancak önceki peygamberlerden sonra o din mensuplarının namazı koruyamadıkları. Ondan uzaklaştıkları anlaşılmaktadır. 6. Taha Süresi 132 ayette ALLAH C.C. şöyle buyurmuştur. ‘’ Ailene namazı emret! Sen de sabırla ona devam et… ‘’ buyuruyor. 7. Cehenneme girenlere neden cehennem girdikleri sorulduğunda? Biz namaz kılanlardan değildik! Buradan namazın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. 8. Genelde ibadetler, dini inancın koruyucularıdır. 9. Yetişkinlerin, anne babanın namaz kılmasının, çocukların namaz kılmayı arzu etmeleri, namaz kılmak istemeleri açısından da önemi büyüktür. Çünkü çocuk çevresini tanımaya başladığı anadan itibaren çevresinde ki büyüklerin, özellikle anne babasının söz ve davranışlarını taklit edip örnek almaya başlar. Bu nedenle namaz kılan bir anne babanın çocukları da namaz kılmaya özenir. Namazın Psikolojik Süreçleri 10. ‘’Vay haline şu namaz kılanların! Ki onlar şuurunda değildir namazlarının. Gösteriş yaparlar onlar, Hayra engel olurlar.’’ Ma’un 4-7 ayetler. 11. Namazda neyi okuduğunun bilincinde olunmalıdır. Çünkü
Din
Namaz PsikolojisiHüseyin Peker · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 2020123 okunma
Puan vermedi·896 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
96 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 13:48
İmam Gazali Hz. / Kimya'yı Saâdet Eseri İnceleme: Doğumu: 1058 (H450)/ Vefat: 1111(H 505) Asıl adı, Muhammed b. Muhammed b. Ebu Hamid Muhammed b. Ahmet el Gazali'dir. Tus(meşhed) şehrinin Taberan köyünde doğmuştur. 55 yıllık yaşantısında bir çok eser yazmıştır. Bunların içinde de Kimya'yı saâdet farklı bir yere ve öneme sahiptir. 457 eser yazdığı söylenmekle beraber 75 tanesi günümüze ulaşmıştır. Hocaları: Ahmet b. Muhammed Er Roskâni, İmam Ebu Nasr el ismaili, Nişabur'da imamul- Haremeyn'in yanında Mezhep, Hilafiyat, Cedel ve Usul okudu en yüksek paye' ye erişti. Büyük Selçuklu Devleti devrinde, Eşari kelamcısı, Şafii fakihi ve İslam düşünürüdür. Eğitimini 28 yaşına kadar Nizamiye Medresesinde baş müderris olarak yaptı. Sonrasında Şam ve Mekke'de bulunup, tekrardan Bağdat'a dönmüştü ve Hacca gidip Hac vazifesini de ifa etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti'nin veziri Nizamül mülk'ün ricasını kabul edip Nizamiye Medresesinde ders verip, baş müderris sıfatı ile Dersram'lığı yapmış Selçuklu Devleti dönemi "Altın Çağı" çağını yaşarken; Nizamülmülk bu çağın hem yöneticisi, hem de beyni olmuştur. İmam Gazali'de Kalp görevini ihya etmiştir. “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” “Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.” Şeyh Galip İmam Gazali Hz. insanın değerinde ki kimyasından bahsederek önce "insanın kendini tanıması, sonra dünyayı tanıması ve ahireti tanıması" gerektiğininden yola çıkarak, temel dini konular üzerinden bir müslümanın, önce ilim, sonra amel nezdinde dünya yaşamının nasıl olması gerektiğini her türlü açıdan kaleme almıştır. Konular itibariyle belki bir "Okyonus" gibi çok derin, mana derinliği açısından da (gözyüzü) kadar uçsuz bucaksız olarak çok
Din
Kimya-yı Saadetİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20122,772 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Sessiz Bir İsyan Olarak İntihar:
6/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 18:59
Karl Marx’ın 1846 yılında yayımlanan İntihar Üzerine adlı metni, bence onun devasa ekonomi-politik eserlerinin gölgesinde kalmış, hacimce küçük ancak içerdiği varoluşsal ve sosyolojik dehşet bakımından olağanüstü sarsıcı bir çalışmadır. Kitap, Marx'ın bütünüyle kendi sıfırdan yazdığı bir tez değil; eski bir Fransız polis arşivcisi olan Jacques Peuchet’nin anılarından özenle seçtiği, çevirdiği ve kendi felsefi-politik süzgecinden geçirerek yeniden kurguladığı intihar vakalarının çözümlemesi niteliğinde. Kitabın en şiddetli hedefi, dönemin yüceltilen kutsal burjuva ailesidir. Marx, polis arşivlerinden çıkardığı trajik hikayelerle, ailenin aslında sevgi dolu bir sığınak değil; mülkiyet ilişkilerinin ve psikolojik şiddetin en acımasızca uygulandığı bir hapishane olduğunu kanıtlamaya çalışmış. Babanın çocukları, kocanın karısı üzerindeki mutlak iktidarı, aileyi devletin mikro bir diktatörlüğüne dönüştürüyor. İntihar edenler, çoğu zaman yoksulluktan değil, bu saygın duvarlar ardındaki tiranlıktan, riyakarlıktan ve boğucu ahlaki baskıdan kaçmak için ölümü seçenlerden oluşuyor, tıpkı günümüzdeki gibi. Kitapta yer alan vakaların ezici çoğunluğu kadınlara ait. Marx, kadınların intiharını, ataerkil mülkiyet düzeninin en ağır bedeli olarak resmetmiş. Ailesinin namus baskısından korkarak kendini sulara bırakan hamile genç kız, kocasının sadistik kıskançlıklarından ve şiddetinden kurtulmak için canına kıyan eş... Marx bu kadınların ölümlerini basit birer bunalım vakası olarak görmüyor, aksine bu ölümler, kadını bir eşya, bir mülk, bir namus nesnesi olarak gören burjuva ahlakının işlediği yapısal cinayetlerdir. Kadınlar, yaşarken sahip olamadıkları özgürlüğü ve kendi bedenleri üzerindeki tek söz hakkını, ironik ve trajik bir biçimde ancak kendi ölümlerine karar vererek
İntihar ÜzerineKarl Marx · Yeni Hayat Kütüphanesi · 2006422 okunma