Muhibbî’nin elyazması güzel bir divan nüshasını görmek isterseniz Fatih’te Millet Kütüphanesi’ne gidiniz, orada Ali Emirî Efendi’nin vakfettiği kitaplar arasındadır. Yazı o devrin ünlü din bilgini Ebussuud Efendi’nindir. Üstündeki tuğra da Sultan Süleyman’ın eliyle çekilmiştir.
Biz elimizdeki matbu nüshayı açalım, ilk şiir bir “münacat”:
Zikr-i bismillahirrahmanirrahim
Aşikâre gizlüye sensin alim
Derdmendim, derdime eyle deva
Ki kamu hastalara sensin hekim
Hamdilillah kim Muhammed ümmeti
Eyledin bû bendeni ya Kerim
Son nefeste sakla imanım benim
Bulmaya yol ana şeytan-ı racim
Mustafa’nın hürmetine ya İlah
Sen müyesser eyle cennat-ı naim.
●Bundan başka, yardımcı çarelerden birisi de, henüz tahrimden/iftitah tekbirinden önce kendisini buna hazırlamasıdır. Mesela ahiret hayatını hatırlamalı, burada Rabbine yakardığını, münâcât yerini düşünmelidir. Allah’ın huzurunda kendisinin hesaba çekilmekte olduğunu hatırlamalıdır. Kıyametin dehşet saçan durumunu gözleri önüne sermelidir. Dolayısıyla namaz sırasında kendisini meşgul edebilecek şeylerden, tahrimden/iftitah tekbirinden önce kalbini yukarıdaki yollarla vesveselerden arındırmalıdır. Nefsi için bir meşgaleye ve vesveseye neden olabilecek hiçbir şeyi bırakmamalıdır.
●Okumakta olduğun Kur'ân'ın kıraatın ne manaya geldiği üzerinde düşünmek
hadsiz bütün zîhayatın ayrı ayrı rızıkları, vakti vaktine kuru ve basit bir topraktan, rahîmâne, kerîmâne verilmesi ve hadsiz o efrâdın kemâl‑i musahhariyetle evâmir‑i Rabbâniyeye itâatleri, rahmetinin her şeye şümûlünü ve hâkimiyetinin her şeye ihâtasını gösteriyor.
Ve zemin yüzünü dolduran ve nebâtât ve hayvanat denilen kudretinin hârikaları ve mûcizeleri, mahdut ve maddeleri bir ve müteşâbih olan yumurta ve yumurtacıklardan ve katrelerden ve habbe ve habbeciklerden ve çekirdeklerden yanlışsız, mükemmel, süslü, alâmet‑i fârikalı olarak yaratılışları, Sâni'‑i Hakîm’lerinin vücûduna ve vahdetine ve hikmetine ve hadsiz kudretine öyle bir şehâdettir ki, ziyânın güneşe şehâdetinden daha kuvvetli ve parlaktır.
Hem, her baharda gözümüz önünde icâd edilen nebâtât ve hayvanattan hiçbir tanesi yoktur ki, sanat-ı acîbesiyle ve latîf ziynetiyle ve tam temeyyüzüyle ve intizamıyla ve mevzûniyetiyle Seni bildirmesin.