en kendi halinde bir gezintin bile, binlerce zavallı böceğin yaşamına mal olur. bin bir emeğin ürünü olan bir karınca yuvasını dağıtmak ve o minik yaşam evrenini kabristana çevirmek için insanın tek bir adımı yeter!
evet dostum, benim kalbim herkesten fazla çocuklara karşı açıktır. onların her tavrı benim ilgimi çeker. ne zaman minik yavruları incelesem, büyüdüklerinde onlarla birlikte büyüyecek olan bütün kişiliklerinin mayasını bulurum. bence dik başlılıkları ileride güçlü bir kişiliğe sahip olacaklarının, afacanlıkları ve muziplikleriyse, yaşam uçurumlarına düşmeyecekleri neşeli ve uçarı bir yaradılışta olduklarının belirtisidir. hem bütün bunlar ne duru, ne güzel değil mi? işte böyle düşündüğümde, İsa’nın ‘’ keşke siz de onlara benzeyebilseydiniz,’’ dediğini anımsarım.
kitabın isminin içimde uyandırdığı manalarla kitabı okumaya başladım. hikayeye ‘’rüyalarda kimse kimseyi dinlemez’’ diyerek başlayan tekin, kitabı okurken bana sıklıkla şu soruyu sordurdu: acaba şu an da rüyada mıyız? bir solukta bitirdim diyemesem de birkaç solukta içine girdiğim bu hikaye düşüncelerimi işledi. ölüm üzerine sık sık kafa yorduğum bir mevzu olduğundan mıdır nedir, hikayede geçen bazı anları yaşadım. bazı sayfaları dönüp dönüp okudum... okunmaya değer kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum, naçizane.