Hayâtın özünü teşkil eden ve ilâhî bir iksir olan muhabbet, dostluğun samimi ve katıksız hâlidir. Muhabbet sevgiliye kavuşma, onun güzelliğini görme heyecân ve susuzluğu içinde bulunan kalbin, ihtizâza gelip coşmasıdır.
Yusuf Hemedânî hazretleri muhabbetin nefsânî ve rahmânî olmak üzere iki vechesinin bulunduğunu söyleyerek aralarındaki farkı şöyle îzâh eder; "Mahlûkâtı sevince insanda bunama ve delilik zuhûr eder. Oysa Hakk Teâlâ'ya muhabbet duyunca gönle firâset, hikmet ve maʼrifet doğar. Bu yüzden hakîkatte Allah sevgisinden başkası uygun değildir. Çünkü şeytanın yolunda diken ve çer çöpten, Hak Teâlâ'nın yolunda ise nergis ve lâleden başka bir şey yoktur." (Rutbetü'l-Hayat, s. 69)
Eğer Mevlânâ, Yunus, Aziz Mahmud Hüdâyî, Âşık Paşa, Şeyh Galib Dede şiir söyledilerse yazılı bir eser vermek için değil, insan inşa etmek içindir. Hedefleri de insanı Allah'a kavuşturmak, âdemi adam, gafili âgâh etmektir.
Be hey kardaş Hakk'ı bulam mı dersin
Hakk'a yarar amel işlemeyince
Tarikat sırrına erem mi dersin
Kâmil mürşid sana söylemeyince
Özenirsen gardaş, tevhide özen
Tevhiddir nefsinin kal'asın(kalesini) bozan
Hiç kendi kendine kaynar mı kazan
Çevre yanın ateş eylemeyince
Değme(sıradan) kişi gönül evin düzemez
Hakk'ın takdirini kimse bozamaz
Tarikat ummândır dalıp yüzemez
Aşkın deryâsını boylamayınca
Aşkım galip geldi yüreğim harlar
Aşık olan ârı, nâmusu neyler
Behey Yunus sana söyleme derler
Ya ben öleyim mi söylemeyince
Yunus Emre (k.s.)