Prof. Dr. Ziya Kazıcı Bey: “Süleymaniye Kütüphanesi’nde bir konuda araştırma yaparken orada Amerikalı bir akademisyen ile tanıştım.Amerikalı araştırmacıya, hangi konu üzerinde çalışma yaptığını sorduğunda aldığım cevap beni şaşırtmıştı: ‘Osmanlı Devleti’nde Et Organizasyonu’. Kendisine ‘Et Organizasyonu bilgisinden önce araştırılması ve öğrenilmesi gereken başka bir şey yok muydu?’ diye sordugumda beni iyice şaşkına çeviren şu cevabı verdi: Tabii ki vardı. Osmanlı’nın yönetim, belediyecilik, sağlık, eğitim, adliye gibi birçok sistemini araştırıp öğrendik ve bunlardan azami derecede faydalanıyoruz.Şimdi sıra et organizasyonunu öğrenmeye geldi.Devletim beni buraya her türlü imkanı vererek bu konuyu da öğrenmem için gönderdi.Daha önce denenmiş ve başarısı ispatlanmış bilgileri hazır almak varken yeniden teori üretmek için zaman ve emek harcamaya ne gerek var.”
İslam fıkhında zekât,”kazanılmış paraya karışmış toplumun hakkı” olarak tanımlanır. Ve bu hakkın devlet eliyle, toplanıp hak sahiplerine iade edilmesi sistemleştirilmiştir. Bir felsefe ve toplumsal sistem olarak sosyalizmin doğmasına sebep olan temel faktör de bu sosyolojik gerçektir. Bütün hakkın sermayeye/kapitale ait olduğuna inanan ve iddia eden kapitalizmin karşısına sosyalizmi çıkaran realite budur. Kazanç toplumsal ortamın meyvesidir ve toplumun fakirlerinin hakkı o kazanca karışmıştır.
“ Beni bekleyen kader her neyse yaşayacak daha neyin varsa yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde: kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.”
Yaşamak yorulmaktır. Inanmak cesaret ister: Olmak cesareti. Yola çıkmak, Kierkegaard'ın dediği gibi, kaygıyı çoğaltmaktır. Yola çıkmamaksa kişinin kendi benliğini yitirmesi. Yola çıkmak kendinin farkına varmaktır, kendini bilme çabasıdır. Kişi kendisi ile yüzleşmekten mutlu olmaz, farkındalık kaygıyı çoğaltır.