Jane Eyre/
Bizde çok sığ, keyif kaçırıcı bir görüş vardır, kitapla az çok haşır neşir olan herkes bir kerecik olsun bu görüşe toslamıştır diye düşünüyorum: "roman okumanın/ başkasının hayatını okumanın bana ne katkısı olacak?" Aslında bu soruyu muhattap almak bile kendini yormaktan başka bir işe yaramaz, daha doğrusu vakit ayırmak kendi vaktini boş yere harcamak sayılır (.d) ama, ben ilk defa bir kitabı okurken bu berbat sorunun cevabını çok net bir şekilde aldım. Hatta bildiğin cevabı hissettim. Farkında olmasa da insanın kafası bazı dönemler aşırı düzleşir. Tektip düşünmeye, tektip anlamaya ve görmeye başlar. İşte tam da böyle zamanlarda okunan romanın, hele de jane eyre gibi hem dili hem de öyküsüyle etkileyici bir romanın verdiği yeni bakışaçısı o tektipleşmiş kafayı sallar, hacışakir sabunla silinmiş cam gibi pırıl pırıl yapar. Ve o Allahın cezası soruya niye roman okumamız gerektiğinin cevabını şıllak diye verir.
Etkileyici, hele de uzun süren bir düzenin ardından insana o anki ritminden farklı ritim sunan bir roman okumak insanın hem yaşamdan aldığı zevki, hem düşünce tarzını tazeler ve etrafını çok rahat, çok profesyonel bir açıyla görmesini sağlar. (Yaniii... bende öyle oldu. Kendi başıma geleni bu kadar genellediğim için beni taşlayabilirsiniz sorun değil, çok etkilendim çünkü .d)
Charlotte Brōnte öyle sağlam bir gözlemci, öyle sağlam bir yazar ki, kitaptaki karakterler bir elin parmaklarını zar zor geçecek kadar az olmasına rağmen her biri birer ders gibi. Her bir karakterden gerçekçilik ve kendine has bir doku akıyor. Hatta ben bu etki yüzünden, kitabı bitirdikten sonra fenasal bir yoksunluk yaşadım, yaa bi daha rochester'in "janet" demesini okuyamayacak mıyım filan diye hüzünlendim o derece .d Karakterlerden aldığım lezzettin tadı damağımda kaldı mesela,